#Spoiler İçerir#
“Ölülere acıma, Harry. Yaşayanları acı, her şeyden çok da, sevgisiz yaşayanlara.”
“Hazinen neredeyse, kalbinde orada olacak.”
“Hepimiz insanız değil mi? Her insan hayatı aynı değere sahiptir ve hepsi kurtarılmaya değerdir.”
Dursleylerin evine son defa dönmek zorunda kalan Harry, artık oradan dönmemek üzere ayrılmak için gün sayar. Dursleyler güvenli ortama götürülmek üzere seherbazlar tarafından başka bir yere götürülür. Ardından Harry’nin evden çıkarılması için hazırlık yapılır. Yoldaşlık tarafından seçilen güvenli eve giderken Voldemort tarafından saldırıya uğrarlar, Deli göz Moody ve Harry’nin en başından beri yanında olan kuşu Hedwig ölür. Harry kendisi için bunca ölümün gerçekleşmesine üzülür ve Voldemort’un öldürülmesini sağlayacak hortkulukları bulmak için Ron ve Hermione ile yola çıkar. Hortkulukların nerede olduğunu ve nasıl yok edileceğini bilmeyen Harry büyük bir maceraya atılır.
Severus’un tüm hayatının görünenden çok daha farklı olduğunu öğrendiğim kısım çok şaşırtıcıydı. Filmlerde Snape ve Lily’nin Hogwarts’da tanıştığını izlemiştim meğer çocukluklarından beri tanışıyorlarmış. Oyun parkında ikisinin de ileride Hogwarts’a gideceklerini konuşması çok güzeldi. Snape’in Lily’yi en başından en sonuna kadar sevdiği ve “Always” vurgusunun gerçekten doğru olduğunu kitap çok güzel anlatmıştı. Keşke Severus’un çok ama çok sadık oluşunu bu kadar geç öğrenmeseydik. Onu kimsenin sevmemesi ama onun sadece bir sevgi uğruna bunca şeye katlandığını görmek çok üzücü.
Kitap tahlili ve yorumun devamı için link profilde
Kan ve Külden serisinin genel özeti diyebiliriz. Ama bunu diğer kitaplardan daha özel ve muhteşem kılan şey Casteel’ın gözünden bütün yaşananları okumamız. Hemde ne okumak…Resmen tekrar tekrar deliye döndüm, heyecanlandım okurken. Her şeyi bilmemize rağmen böyle bir etki yaratması yazarın başarısı diyorum. Casteel mükemmel bir aşık mükemmel bir erkeksin, bu sadakat bu tutkunun başka bir açıklaması olamaz.
Poppy aşırı güç harcadığı için ayrılış uykusuna yatıyor. Ve uyanmasının be kadar süreceği belli değil, uyandığında etrafındaki kişileri tanıyıp tanımayacağı da muamma. Bunun üzere Kieran ve Cas başuçunca bizimkini bekleyip hemde kendi gözünden yaşadıklarını anlatıyorlar ve böylece beş kitabın özetini Cas’ten dinliyoruz. Arada bir günümüze dönüp güncel durumlardan haberdar oluyoruz.
Kitabın son sayfalarında hiç beklemedik bir değişim ve Poppy’nin gözlerini açmasıyla karşılaştıkları şoku okuyup…sakince kitabı kapatıyoruz!! Asla ama adla sakin kalınmamıştır..!! Nerede devamı sayın canım yazarım?? Yayınevinim neredeee!!???
Jennifer L. Armentrout
Seri genel olarak çok güzeldi. Keske 4 kitap değil de 3 kitap olsaydı... son kitap yine öncekine göre daha hareketliydi ama ilk iki kitaptaki heyecan bunda da yoktu.
MuhalifBrandon Sanderson · Doğan Kitap · 202526 okunma
Nurullah Genç, çağdaş Türk şiiri denilince akla gelen ilk beş isimden biridir diye düşünüyorum. Ancak onu yalnızca şair kimliğiyle tanımlamanın, özellikle bu kitabı okuduktan ve roman alanındaki ödüllerini de öğrendikten sonra eksik bir bakış açısı olacağı kanaatindeyim. Kitap genel anlamda otobiyografik ve anı kategorisinde değerlendirilebilecek bir eser olsa da, içerisindeki şiirsel dokunuşlar ve edebî kalite anlatıyı çok daha üst bir seviyeye taşımaktadır.
Bu kitap basit bir otobiyografik anlatı, bir farkındalık hikâyesi ya da bir başarı öyküsü olarak yorumlanmamalıdır. Aslında kaybolmaya yüz tutmuş bir insan tipinin, bir ahlak anlayışının ve bir medeniyet tasavvurunun hikâyesi olarak okunabilmelidir.
Birçok otobiyografik anlatıda ana kahraman yazarın kendisidir. Ancak bu kitapta durum biraz farklıdır. Nurullah Genç, anlattığı bölümlerde genellikle kendisini ikinci ya da üçüncü planda tutarak hikâyeyi tamamlar. Örneğin; Sibirya gazisi Bekir Ağa, oğlu Seyfullah, Gülçehre Ana, köy odasında kitap okuyan insanlar, çocuklarını okutabilmek için hayatını adayan anne ve babalar, yol gösteren öğretmenler ve kapısını açan dostlar anlatılan bölümlerin asıl kahramanlarıdır. Bu nedenle kitap aslında Nurullah Genç’in değil; onu yetiştiren insanların kitabıdır. Yazarın başarısı bireysel değildir. Bir köyün, bir ailenin, bir kültürün ve bir inancın ortak başarısıdır.
Kitabın en etkileyici taraflarından biri şüphesiz Sibirya gazisi Bekir Ağa portresidir. Dört yıl süren Sibirya esaretinden dönen bir insanın, harabeye dönmüş köyünü sekiz yıl boyunca yeniden inşa etmesi olağanüstü bir hadisedir. Bekir Ağa bunu kahraman olmak için değil, doğru olanı yapmak için yapar. Bu yönüyle eser, modern bireyciliğin karşısına geleneksel Anadolu irfanını ortaya koyar.
Kitap boyunca Pinaduz köyü
İlk kitabı meraktan okudum. İkinci kitaba da bir şans verdim. Üçüncü kitapta ise serinin gerçekten nereye gideceğini görmek istedim. Ne yazık ki cevap basitmiş: Hiçbir yere.
Psikopat 3, önceki kitapların bütün eksiklerini taşıdığı gibi bunların üzerine yenilerini de ekliyor. Sürekli tekrar eden çatışmalar, yapay diyaloglar, mantıktan uzak davranışlar ve bitmek bilmeyen dramatik sahneler yüzünden hikâye ilerlemek yerine aynı yerde dönüp duruyor.
Kitap boyunca karakterler sürekli öfkeleniyor, kriz çıkarıyor, kıskanıyor, bağırıyor, tehdit ediyor ya da kırılıyor. Fakat bunların hiçbiri gerçek bir karakter gelişimine dönüşmüyor. Sayfalar ilerliyor ama karakterler ilerlemiyor. Olaylar yaşanıyor ama okurda bir karşılık bulmuyor.
Serinin en büyük sorunu hâlâ aynı: Sağlıksız davranışları romantik göstermesi. Takıntı sevgi gibi, kontrol etme koruma gibi, kıskançlık ise aşkın göstergesi gibi sunuluyor. Oysa bunlar gerçek hayatta ilişkilere zarar veren davranışlar. Bir karakterin kusurlu olması başka şeydir, bu kusurların çekici ve özendirici şekilde anlatılması başka şey.
Dili son derece basit. Bu tek başına bir sorun değil. Ancak basit dilin yanında güçlü bir kurgu, derin karakterler veya etkileyici bir hikâye de göremeyince geriye yalnızca hızla tüketilen yüzlerce sayfa kalıyor.
Kitabı bitirdiğimde aklımda kalan herhangi bir karakter, düşünce ya da duygu olmadı. Sadece şu soru kaldı:
Bu kadar boşluk üç kitap boyunca nasıl sürdürülebilmiş?
Sert olacak ama dürüst olmak gerekirse, bu seri bana edebiyatın değil popülerliğin neler yaptırabileceğini gösterdi.
Keşke Wattpad uygulamasında kalsaydın da basılıp ağaçları telef etmeseydin.
Psikopat 3Mihri Mavi · Martı Yayınları · 20192,207 okunma
Kitap ilk bakışta kapitalizmden sosyalizme geçişin başarısızlığını anlatan bir distopya gibi görünse de, aslında çok daha derin bir sistem eleştirisidir. Birçok kişi bu eseri genel bir komünizm eleştirisi sanıyor ama yanlış. Orwell burada doğrudan Stalin dönemini ve devrimin nasıl bir diktatörlüğe evrildiğini hedefe alıyor.
Kitabı tam anlamıyla kavrayabilmek için 1917 Rus Devrimi'nin aktörlerini bilmek gerekiyor.
**spoiler
Kitabın bence en sarsıcı kısmı, domuzlar ile insanların aynı masada kağıt oynayıp zaferlerini kutladıkları o son sahneydi. Hayvanlar dışarıdan içeriye bakarken artık kimin domuz, kimin insan olduğunu ayırt edemiyorlar. Bu sahne, "günün sonunda kazananın hep elitler, kaybedenin ise hep halk olduğu" gerçeğini yüzümüze çarpıyor.
Tüm bunların yanında aslında kitap bize şunu fısıldıyor: Güç, kimin eline geçerse geçsin
"kirletir". Dün ezilenin bugün gücü ele geçirdiğinde kendinden zayıfı ezmekte hiçbir sakınca görmemesi, sadece siyasetin değil, günlük hayatın da acı bir gerçeği maalesef. Yine de kitapta da olduğu gibi bunu en çok siyasette görüyoruz; teoride mükemmel olan vaatlerin pratiğe döküldüğüne kaç kere şahit olabildik?
Yani diyeceğim şu ki "iyi yönetim biçimi" veya "kusursuz ideoloji" diye bir şey yoktur; yalnızca iyi niyetli yöneticiler ve en önemlisi, domuzların vaatlerine kanmayacak kadar bilinçli halklar vardır. Aksi halde, düşmanın değiştiğini sandığımız her zaferin sonunda aslında hiçbir zaman aynı tarafta olmadığımızı fark ederiz
"Siz gidin artık
Düşman dağıldı dedikleri bir anda
Anlaşılıyor
Baştan beri bütün yenik düşenlerle
Aynı kışlaktaymışız"
-İsmet Özel
Hayvan ÇiftliğiGeorge Orwell · Can Yayınları · 2024296,5bin okunma