Uzun süreli bir uygulama kullanıcısı olarak, bugüne kadar uygulamada yapılan birçok güncellemeyi deneyimleme şansım oldu. İçlerinde başarılı bulduğum yenilikler olduğu gibi amacını aşan değişiklikler de gördüm. Ancak son dönemde yapılan ve “yeniden paylaşımların takipçi akışına düşmesini engelleyen/sınırlayan” güncelleme, şu ana kadar gördüğüm en mantıksız adım oldu. Bir içeriği yeniden paylaşmamın temel amacı, o gönderiyi beni takip eden kişilerin görmesini sağlamak. Bu özellik zaten geçmişte doğrudan ve kusursuz bir şekilde amacına hizmet ediyordu. Eğer bir takipçim bu paylaşımlardan rahatsız oluyorsa, beni takip etmeyi bırakma özgürlüğüne zaten sahipti. Bu durumun uygulama algoritması tarafından bir kısıtlamayla çözülmeye çalışılması kullanıcı deneyimine zarar verdiği gibi aşırı saçma da olmuş. Uygulamayı daha derli toplu ve organize bir hale getirmeye çalışırken, aslında temel işlevleri daha karmaşık ve işlevsiz bir yapıya sürüklüyorsunuz. Bu özelliğin "daha iyi bir hale getirilmeye" ya da dönüştürülmeye ihtiyacı yoktu; eski, yalın hali zaten en doğrusuydu. Okurlar arasındaki ekileşimi azaltmaya devam ederseniz uygulama bir “okur sosyal ağı” olmaktan çıkacak. 1000Kitap 1000Kitap Destek
1000Kitap

Grekov Kafkayevski

@Grekov_Kafkayevski
·
uygulamada yapılan son güncelleme sonrası uygulama kullanıcılarınca gerek kendi gönderileri gerekse de başka kullanıcıların gönderileri özelindeki yaptıkları tekrar paylaşımların ve uygulama kullanıcılarının gerek kendi gerekse diğer uygulama kullanıcılarının gönderileri özelinde yaptıkları yorumlarının akışta görünmemesine yönelik ( #306559955 ) gerek uygulama kullanıcılarının gerekse uygulamada bu güncellemeyi yapanların -görece- dikkatini çekmek için ve bu saçma güncellemenin geri alınması için, geri alınmasına dikkat çekmek için, şu an itibariyle paylaştığım bu iletiyi aklıma geldikçe müzik, şarkı, türkü linkleri ile alıntılayıp bu konuyu -kendimce- gündemde tutmaya çalışacağım.. 1000Kitap Destek başlıyoruz.. youtu.be/oIZhgRyQFWQ?si=...
Eğitim Bürokrasisinin Küllerinden Doğan Yasal İnfaz
"Teach You a Lesson", Güney Kore’nin sterilize edilmiş, veli baskısı ve statü hırsıyla felç edilmiş eğitim sisteminin damarlarına zerk edilen bir adrenalin dozu değil; o damarlardaki kangrenleşmiş çürümeyi cerrahi bir hassasiyetle kesip atan, kusursuz bir sistem infazıdır. Diziyi diğer intikam anlatılarından ayıran temel omurga, Na Hwa-jin karakterinin sıradan bir kahraman değil, devletin kendi bürokratik boşluklarını kullanarak yasal bir cellat rolüne bürünmesi ve sistemi, kendi yarattığı canavarları kendi silahlarıyla boğmaya zorlamasıdır. Burada izlediğimiz şey, basit bir okul draması veya tipik bir gençlik dizisi değildir; hiyerarşinin en altından en üstüne kadar yayılan, korunaklı ayrıcalıklı zorbalık virüsüne karşı geliştirilmiş, devlet destekli bir savunma mekanizmasıdır. Dizinin piyasadaki yüzeysel intikam dizisi veya aksiyon serisi etiketleri, içerdiği o karanlık sosyolojik gerçeği ve sistemin acizliğini örten bir perdeden ibarettir. Eğitim sistemi artık bir öğrenme yuvası değil; güçlü olanın zayıfı mülkiyet edindiği, adaletin ise ancak okul sınırları dışındaki o gri alanlarda, Na Hwa-jin’in sert müdahaleleriyle sağlandığı bir gladyatör arenasına dönüşmüştür. Na Hwa-jin’in uyguladığı disiplin yöntemleri, kaba kuvvetin bir eğitim metodu olarak trajikomik ve acımasız bir parodisini yapar. Dizi, zorbaların kendi manipülasyon teknikleriyle alt edilmesini sağlayarak sadece izleyicinin adalet arzusunu tatmin etmez; aynı zamanda sisteme çarpıcı bir ayna tutar: Reformun imkansız olduğu, ahlaki yozlaşmanın kanıksandığı bir düzende, yıkım artık tek rasyonel seçenek haline gelmiştir. Dizinin en özgün yanı, suçun ve cezanın sınırlarını bulanıklaştırıp, izleyiciyi adalet için şiddet meşru mudur? sorusunun tam ortasına, yani çıkışı olmayan o ahlaki labirente hapsetmesidir.
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Güneşin en erken doğduğu, ve ilk aydınlattığı topraklarda gözlerimi açtım bu sabah… Balkona çıktım, herzamanki gibi aç karna bir sigara yakıp uzun zamandır hasretini çektiğim manzaranın seyrine durdum. Önce dört bir yanı kuşatmış gelincikler çarptı gözüme, Kızılın en saf, en dokunaklı hâliydi bu. Ufka kadar uzanan tarlalar, sanki usta bir ressamın fırçasından dökülmüş renklerle kaplanmıştı. Rüzgâr her estiğinde gelincikler dalgalanıyor, kırmızı bir denizin üzerinde görünmeyen akıntılar dolaşıyormuş hissi uyandırırdı bende. Sigaramdan bir nefes daha çekerken, diz boyu uzanmış ve gelinciklerin arasına serpilmiş Papatyalar bütün ahengi ile dikkatimi çekti. Beyaz taç yapraklarıyla güneşe dönmüş binlerce küçük yüz gibi dururlardı ovanın ortasında. Çocukluğumun yolları onların arasından geçerdi. Her adımda başka bir papatya eğilir, başka bir papatya doğrulurdu. Toprağın sessizliği içinde onların varlığı, hayatın bütün karmaşasına rağmen dünyanın hâlâ temiz ve masum bir yanı olduğunu hatırlatırdı insana. Ve en nihayetinde, bakışlarımın bulunduğum yere yakınlaştığını evin alt tarafında bulunan, etrafı sazlık ve yabani otlarla çevrilmiş “köyün en eski ve ilk çeşmesine değdiğinde anladım. Biraz ilerisinde de bahçemizdeki ağaçlara daldım. Ağaçlar meyve bağlamış… Dutlar kararmış…Dalların kuytusuna yuva yapan kuşlar ise kuluçkaya yatmıştı… Bütün güzellikleri bir arada tutan Doğa ana ise, en görkemli giyisisi ile karşılamaya yelteniyordu, uzak diyarlardan dört nala gelen kavruk yaz aylarını, Bozkırın sarısı karışıyor ağır ağır yeşiline ovanın, eteklerine dağların. Ve böylesi günlerde mevsim değişiminin ayak sesleri duyulmaya başlardı. Bahar bütün ihtişamıyla son kez görünür, ardından yerini yavaş yavaş yaza bırakırdı. Bu bir savaş değil, bilakis bir devir teslimdi. Çiçekler,
1000Kitap
Mavi Yaka İncili
Bu şehirde yaşamanın bir imkanı var mıydı sorusuyla uyandı. Gözlerini açmasına rağmen uykunun dağılıp gitmediği, tam tersine vücut bütünlüğünün bekasına ters düşen bir düşten uyanırcasına kendisini bir kuşkunun ortasında buldu. Nefes alış verişini saydı. Sonra saatine bakıp yeniden zamanda süzülen bir yamaç kartalı gibi kaldırımda yürüyen insancıkları dişlemeye, bebekleri kundağından söküp derin vadilerin uç alüvyonlarına bırakmaya ant içti. İnsan hiçbir şey yapmak istemediğinde, ya da bir şeyler yapma hakkı elinden alındığında hayali cinayetler işleyip bundan aklanma senaryosu kurar zihninde. O da öyle yaptı. İneceği durağa karşı bir aşk beslemişti kimi zaman. Çoğu zaman sırf ineceği durağı düşlemek için biniyordu otobüse. Birde insanların onu ineceği durakta görüp 'ne adammış bu be! - -nasıl da hatırlıyor ineceği durağı tarzındaki haklı gurur nidalarına bıyık altından gülümseyerek ve göğüslerini şişirerek 'hehehe, ne sandınız beni' diyip evine gitmeyi de bulunmaz bir nimet belliyordu. Şimdi oldu mu bu. Yani bu düşünceler ne kadar da sefilce. Yalnızca Memlük sarayında bir kölemen bu kadar tik tak ehli olup anadan üryan tepetaklak olabilirdi. O da öyle yaptı. Yaprağa yeşil rengini veren klorofile dua edip ağaçları seyretti biraz hüzünle. Biraz hüzünle yaptığı şeyleri hatırladı. Ne kadar hüzünlendiyse artık unutmayı da bir erdem sayarak ağrıyan yerlerini güneşe çıkardı. Adam hastaydı. Güneşten saklanacak kadar bile korkuyordu dünyadan. İnsanlar tarafından bir hayli hırpalanmıştı. Gözlerini hiç nazar değdirecek kadar eğitmediğinden, dilini hiç budaktan sakınmayacak kadar sivriltmediğinden kıyıda kalmıştı. Göbeği eksen eğikliğinden kaynaklı diyabet iken, torbasında rızık adını verdikleri gayriahlaki savaşın hücum boruları ötüyordu. Kaşlarını eğip topal adımlarla, kambur
Emir Timurun büyük aşkı Ne Mutlu Müslümanım diyene Nuri Pakdil ♡Raf Sakini♡♡Raf Sakini♡ Emir Timur Ne mutlu ki insanım ne mutluki müslümanım diyerek khatunu Melik hanımın yanına oturdu çağatay sultanlığının kızı olan melik hanım namı diğer bibi hatun ey timur bazen ümit yetmez şarkılar ilahiler anlatamaz insanın derdini ne zaman ümit yetmiyor bana dersen o zaman deki ne mutluki Rabbimiz bizi Kuraan ile göndermiş de ve Kuraan okumaya o zaman biten ümit yeniden başlar insan ben artık dinlemek değil söylemek istiyorum dediğinde Kuraan okuyan insana Allah Teala ümit kapıları açar yeni bir dil bağışlar ve bibi khatun semerkandın alim kadını Emir Timurun abdest almasına yardımcı oluyordu Timur o koca sultan şimdi bibi khatunun yanına oturmuş son yıllarında onun hatırasına yaptırdığı Semerkandın en güzel camisinde Kuraan okuyordu ey sultanım dedi Timur bu isminiz ile anılan büyük ve aziz cami ayakta kaldıkça insanlar size dua edecektir aşk ile okunan ezan sesleri hiç susmayacaktır Timur her gün bu camiye gelir eşine dua ederek ayrılırdı Semerkantta yaptırılan bu devasa cami timur sanatının güzelliğini anlattığı gibi aynı zamanda emir timurun eşine olan sadakatinede anlatır camiye gelenler mübarek bir insana dua edip Allahım sadık bir aşk nasip et duaları ile ayrılırlar Bursada bir masal evi ​Baba, hadi bir oyun oynamayalım adını bilmediğim, Yatayım dizine, saçlarımı tara...Anlat bana, sevgi neydi bu dünyada? Hani o çok sevdiğim şarkıdaki gibi, Bana da bir masal anlat, yalan olmasın Ayla Kaya-Babam Evimizin Küçük kızı hatice baba diyip bana sarıldığı zaman o sıcacık evin nasıl bir ilahi huzur kaynağı olduğunu ben bir kez daha anlıyordum işten ne kadar yorgun dönmüş olsamda eşim Ayşe hanımın Mustafa bey hoşgeldin diyip önüme bir sıcak çay koyması dışarıdaki tüm yalanları
Din
Ebedî Vuslatın Gölgesinde: Cennetle Müşerref Bir Gönlün Hikâyesi ​İnsanoğlu, varlık sahnesine adım attığı ilk andan itibaren bir "varış"ın özlemiyle nefes alır. Dünya, bu uzun ve çetin yolculukta ruhun ancak bir süreliğine soluklandığı, kumları arasında hakikati aradığı bir menzildir. Oysa hakiki huzur, geçici olanın aldatıcı parlaklığında değil, Allah’ın vadettiği cennetin ebedî huzurunda saklıdır. Cennetle mutlu olmak, dünyayı bir amaç değil, bir eşik; bir son değil, bir hazırlık evi olarak görme bilgeliğine ermektir. ​Bu yüksek şuur, evvela O Ebedî Sevgili’nin rızasını her şeyin üzerinde tutmakla filizlenir. Bir kalp, kendi arzularının sisli vadisinden çıkıp Rabb’inin rızasına yöneldiğinde, dünyanın tüm ihtişamı bir seraptan ibaret kalır. İnsan, yaratıcısının hoşnutluğunu hayatının pusulası yaptığında, artık fani olanın peşinde değil, baki olanın izinde yürüyen bir yolcuya dönüşür. Bu yolculukta gönül, dünyaya değil, sadece sahibine, yani Rabbine emanettir. Zira emanet edilenin sahibi Allah ise, o kalp dünyanın kederlerine karşı zırhlıdır; zira dünya, o kalbin sığındığı bir liman değil, sadece geçip gittiği imandan bir köprüdür. ​Bugünün sabrını yarının ebedî mükâfatına dönüştürmek, cenneti özleyenlerin en soylu sanatıdır. Dünya bir imtihan meydanıdır ve burada gösterilen her metanet, her diş sıkış, her "Allah var, gam yok" deyiş, cennet bahçelerine dikilen birer fidana dönüşür. Sabır, acıyı dindiren bir melhem değil, onu sonsuz bir huzurun müjdesine evrilten kutlu bir köprüdür. Her secde, toprakla buluşan alın, aslında gökyüzünün ebedî vadedilen sakinlerine bir selam, bir "geliyorum" deyişidir. Her namaz, her hayır, her ihlaslı adım; dünyevi olanın küllerinden sıyrılıp, sonsuzluğun güneşine doğru kanat çırpmaktır. ​Cennetle mutlu olmak, dünya
1000Kitap