• 368 syf.
    ·2/10
    Seriyi okuyan herkes kitaplarla birlikte serinin daha güzel ve aksiyonlu bir hale geldiğini söylese de ben bunun tam tersini düşünüyorum. Katiller Çetesi’nin ilk kitabını mantığımı bir köşeye bırakıp da okuyunca sevmiştim, ancak Izabel ve Kötülük Tohumları için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Kötülük Tohumları; akıcı bir kitap mı? Evet. Tatmin edici mi? Hayır. Olayların tek bir mekanda ve kısa bir sürede geçiyor olması bana kitabı garip ve boş hissettirdi, ki ince sayılmayan bir kitap için bu pek de iyi bir şey değildi. Gerilimi yüksek gibi hissettirse de kitap bittikten sonra aslında çok durağan olduğunu fark ediyorsunuz, ki bu “Vay be! Ne kitap okudum!” dedirtmiyor ve benim için bu sözleri kullandırmayan kitaplar pek de ‘kesin okunmalı’ dediğim kitap kategorisine girmiyor. Hatta bitince “Ne oldu şimdi yahu? Bu muydu?” diyorsunuz ki bu da kaybolan dakikalarım diye ağıt yakmanıza sebep olabiliyor. Kitapta sevdiğim tek şey Nora. Uzun zamandır kitaplarda göremediğim ancak görmek istediğim bir karakterdi. Güçlü, manipülatif, kibirli... Bana geçmişini ve geçmişte yaşadıklarını merak ettirdi ama yetmedi. Bir karakter tüm o deli saçması detayları ve altı boş olayları doldurmaya yetmedi... Bunlar nasıl katil, nasıl çete? Bu kadar zaafla bezenmiş, manipülasyona son derece müsait bir grup nasıl KATİLLLET ÇETESİ olarak adlandırılabilir. Bence hepsi BECERİKSİZLER ÇETESİ zira Nora blöf yapa yapa hepsini oyuna getirdi ve bir kişi bunu fark etmedi... Seriye bu noktadan sonra devam eder miyim bilmiyorum, Izabel’in aşağılık kompleksi, Victor’un eski istikrarını kaybedip aşık adam moduna girmesi, beni ilk kitaptaki karakterleri kadar çekmiyor. Olay akışı Sarai’de de saçmaydı ancak karakterlerin az da olsa elle tutulur ağırlığı- amacı vardı. Bu noktadan sonra o da kalmadı. Olay olsun, kitap dolsun modunda yürümez bu işler. Yürümemeli... Ancak yazar Nora’nın geçmişini konu alan bir kitap yazarsa alırım, onun dışında bu seri ile bir gelecek ihtimalim zor. Puanım -Nora için- 5/1)
  • 128 syf.
    ·2 günde·Beğendi·9/10
    23 Kasım - 06:45

    Bugün her zamankinden daha farklı, uyanmadım. Dünüm ya da bir önceki günüm nasılsa o monotonlukla çıktım yataktan. Ne bir eksik bir fazla. Yer soğuktu, çıplak ayakla daha hissedilir oluyormuş, birde beden yeni yataktan kendini çıkarınca, bütün vücuda bir titreme, bir kendini soğuğa alıştırma süreciyle boğuşuyor. Olsun, alışıyoruz sonra her şeye alıştığımız gibi. Öncesi esrik bir kahvaltı, ötesi ise daha satın alınamamış bir yevmiyenin sabahı, güneş mi? Daha doğdu diyemem, ama doğmadı da sayılmazdı.

    Geceden kalan birkaç kitap yığını hala duruyor masa üzerinde, evden çıkmak içinse son dakikalarım. Gün içerisinde okuyacağım kitaplara baktım, yok, sanırım onları bugün okumaya gücüm yok. Birisi neredeyse destan, diğer yabancı yazar öteki ise psikoloji. Bugün dimağım kaldıramaz bunları, biliyorum. Acelece geçtim kitapların karşısına; Çelişki, kısa ama bugün okuyamam; Oya Baydar, bilemiyorum, belki okuyabilirim; Nermin Bezmen, hayır çok kalın, elimde sürünür durur ve Ayfer Tunç…

    Can Yayınları 7. Basım 2015 menşeili, yeşilin en güzel tonunu ise vermişler kapağa bir odanın duvarı niyetine, açık ceviz kahverenginde parkeler ve tam ortasına koyu ceviz rengine bir tekli koltuk koymuşlar. Kapak tasarımı muhteşem, sayfa sayısı 128, Türk Yazar. Bunlar oldu kitabı seçmemin asıl sebepleri. Hemen çıkmalıyım yoksa geç kalacağım, bir keyifle aldım kitabı ve hızla merdivenleri indim. Merak ediyordum; acaba bir önceki kitabı gibi sayısız kişiler kurgulayıp, yoracak mı beni diye, yorulmaya hiç gücüm yok, bugün değil.

    23 Kasım – 09:30

    Yoruyor İstanbul, şehir ise insanı çok değiştiriyor. Şimdi bedenim yer gördü ve okumaya başlayabilirim kitabımı. Kısa bir yazar hayatı, ondan sonra tarihler verilerek anlatılmak istenen bir günlük! Diğer kitaplarda farklı bir yazım türü. İki insan, iki günlük ve iki tarih. Kitabın sol sayfasından başlıyorsunuz önce, bir sonraki tarihe kadar okuyor sonra tekrardan geri dönüp, sağ sayfasından okuyorsunuz bir sonraki tarihe kadar. Kitap sonuna kadar bu şekilde ilerliyor, bir ileri bir geri :)

    Yazarın dili çok muazzam; sade, akıcı, duru, berrak, arı artık ne sıfatlar koyabilirsen koy. Edebi kişiliğine ise yazarlık, senaristlik adları altında bir dünya eser vermiş. En iyi kadın Türk yazarlarından birisidir destek mübalağa etmemiş oluruz. Özellikle bu karışık okuma sistemi ise benden büyük bir alkışı aldı. Keyifle okumaya başladım. Daha ilk sayfalarda dahi sonraki sayfaları merak eder oldum.

    23 Kasım – 18:00

    Kitabın neredeyse yarısına geldim. Hem iş hem kitap ve diğer şeyler derken, günümün en güzel yanıydı Suzan Defter. Konu olarak günümüz insanının tuhaf halleri anlatılmaktadır. Bir avukat olan Ekmel ve üniversite mezunu Derya’nın öz yaşam öyküleri kurgulanmış, hayat karşısındaki beklentilerin hep aksine çıkması, silinmiş kişilikleri, aşkı hep bir yerlerde bir şekilde aramaları, ailelerinin içler acısı durumları, iletişimsizlik, ilgisizlik ve yorulmuşluk durumlarının sıkça betimlendiğini gördüm.

    23 Kasım – 22:00

    Kitabın son sayfasını biraz önce kapattım. İlk sayfalarda olan akıcılık, okuru meraklandıran kurgu ve edebi beceri son sayfaya kadar sürdü. Şimdi buradan bakınca insanların aslında kalabalıklar içinde nasıl yalnızlık çektiklerini görmek ve buna kitabında yer vermek, bunu yaparken de çok güzel bir dille anlatmak, beni gerçekten kitaba hayran bıraktırdı. İletişimsizlik ve muhatapsızlığı da eklemem gerekiyor. Kitapta vurgulanmak istenen durumların başında gelenlerden birkaç tanesi de bunlardı. Hele o türkünün dizesi;
    - Karşı karşı dururken yüzüne hasret kaldım. –
    Bu hasret kalmaların kadrini elimizde var olanın kıymetini bildiğimiz vakit manaya ulaştığını da elbet bir gün anlayacağız.

    23 Kasım – 22:30

    Sözün özü yani dostum; bugün güzel bir kitap okudum. Okurken çok keyif aldım ve bu kadar çabuk bitmesine ise üzülmedim dersem yalan söylerim. İsterim ki herkes okusun, okusun ve yaşam denen bu hengâme içerisinde sevdiklerine sıkıca sarılsın, geç deyip bir ömür pişmanlığını yaşamasın. Aslında hiçbir şey için vakit yok. Sevdiklerin var ise başka hiçbir şeye de gerek yok.

    Gönlünüzce sevilmeniz, sevmeniz ve mutlu olmanız dileğiyle…
  • İSMAİL - Son dakikalarım. Hayat ve ölüm arasında kaldım. Bu defa son. Gidiyorum, terk ediyorum bu dünyayı. Kimse döndüremez geriye beni. Gidiyorum. Yeni bir keşif yapacağım. Sanırım orada huzuru bulacağım. Bana yardım eder misiniz? Yine mi yalnız kaldım yoksa? Artık önemi yok, gidiyorum. Yalnızlığım da sizinle kalsın. O da sizin olsun. Ama ruhum benimle. İşte onu alamazsınız elimden. Buna izin vermem. Ama yalnızlığım sizin olsun. Yalnızlığınıza dost olur belki. Ne dersiniz? Dakikalarım bitmek üzere. Dakikaları çok görmeyin bana. Saatlerimi size bıraktım. Hala ne istiyorsunuz benden? Daha neler alabilirsiniz ki benden? Sevgimi aldınız. İçimdeki insanlığımı aldınız. Ne almak istiyorsunuz ki başka? Hayatımı almışsınız. Ruhumu çok görmeyin bari. Sanırım zaman doldu, gidiyorum. Bir saniye… Görüşürüz demiş miydim? Dünyaya iyi bakın, etrafınıza iyi bakın, insanlara iyi bakın. Bakın ama, at gözlüklerinizle değil. Bir kamera merceği gibi bakmayın dünyaya. Gözlerinizi açarak değil. Ruhunuzu açarak bakın etrafınıza. Bakın da görün nerde yaşıyorsunuz? Bakında görün kimlerle birlikte nefes alıyorsunuz. Bakın da görün… Tamam… Sustum… Söylemeyeceğim. Kimle konuştuğumu merak mı ediyorsunuz? Tamam… Söylemeyeceğim… Kızdı, sadece vedalaş dedi. Ben abarttım biraz. Onu kızdırmak istemem. Vakit doldu mu? Çoktan mı? Peki… Şimdi gidiyorum. Artık dakikalarım da sizin olabilir. Hatta bir saniye, saniyelerimi de alabilirsiniz. Kendinize iyi bakın. Görüşürüz.
    ( Sessizliğim Benden Değil - Oyunundan... ea )