“Gülme, ağlama, lanetleme, sadece anla.”
Spinoza
”Doğada herhangi bir şey bize gülünç, saçma ya da kötü gelirse, bunun nedeni nesneler üstünde yalnızca sınırlı bilgi sahibi olmamızdır, doğanın bir bütün olarak düzeni ve tutarlılığını bilmediğimizdendir; her şeyin kendi aklımızın buyruklarına göre ayarlanmasını istediğimizdendir. Aslında aklımızın kötü dediği şey, evrensel doğanın düzen ve yasaları bakımından kötü değildir. Yalnızca, ayrı olarak düşündüğünüz kendi varlığımızın yasaları bakımından kötüdür. İyi ve kötü sözcükleriyse, tek başlarına ele alındıklarında kesin hiçbir şey anlatmazlar. Çünkü tek ve aynı şey, aynı zamanda hem iyi, hem kötü, hem de hiçbiri olabilir. Sözgelişi müzik üzüntülü kişiye iyi gelir, yas tutanlara kötü, ölüler içinse anlamsızdır.”
Aklın halısıyla uçan bir düşünür imiş Spinoza. Senelerdir aval aval bakardım Ethica’sına. Kallavi bir eser ya, şimdiki akla ihtiyaç duyuyor belli ki. Grek şair Callimachus demiş: “Büyük kitaplar her zaman büyük belâdır.” Takdire şayan bir tespit! Spinoza, haddizatında, birtakım merhaleleri geçmeden okunması sıkıntılı olabilecek bir filozof. Panteist olarak algılanıyor mesela. Tabiatı mühim bir yere koyuyor doğru, fakat onun bahsettiği tabiat, bizim anladığımız tabiat mı acaba? Hem yetkin bir Tanrı fikri olan kişi panteist olabilir mi? Bu da üzerinde tartışılması gereken bir soru. “Tanrı’yı bildiğimiz için neden olduğumuz isteklerimizin ve eylemlerimizin hepsini din başlığı altında topluyorum.” demiş. Bana kalırsa panterizm yanlısı biri. Bir panterle karşı karşıya kaldığında ne yapacağını bilenlerden.
Tanrı, Spinoza’nın felsefi sisteminin hem başlangıç noktası hem de son noktası gibi.
“Var olan her şey Tanrı içinde vardır ve tanrı olmaksızın hiçbir şey ne var olabilir ne de kavranabilir.” diyerek açıklamış.