KÜLTÜREL TERMODİNAMİK
KÜLTÜREL TERMODİNAMİK VE ALGORİTMİK KAPİTALİZMİN SERT DUVARI: ROBIN HOOD MİTOSUNDAN DİJİTAL SİMÜLASYONUN İFLASINA KÜLTÜREL EKONOMİ-POLİTİK BİR MANİFESTO ALTYAPININ DÖNÜŞÜ VE MİTİK MORFOLOJİ Geç kapitalizmin ekonomi-politik yapısı, kendini mekânsız, bulut tabanlı, sürtünmesiz ve sonsuz bir akışkanlık olarak sunan siber-algoritmik bir illüzyon üzerine kuruludur. Gilles Deleuze’ün kontrol toplumu olarak kavramsallaştırdığı bu yeni evre, bireyin kodlar, şifreler, modülasyonlar ve sürekli veri akışlarıyla kesintisiz bir denetime tabi tutulduğu bir matriks vaat eder. Ancak bu vaat, ideolojik bir örtüden ibarettir. Algoritmik kapitalizm, kendini ne kadar soyut ve maddesizleştirilmiş olarak sunarsa sunsun, eninde sonunda evrenin bükülmez fizik yasalarına, termodinamiğin acımasız gerçekliğine ve somut coğrafi ya da jeopolitik boğaz noktalarına bağımlıdır. Bu makale, entelektüel tarihin en eski isyan mitlerinden biri olan Robin Hood figürünün çağlar boyunca geçirdiği morfolojik dönüşümleri temel alarak, kapitalizmin muhalif enerjiyi evcilleştirmek için ürettiği "Kültürel Artı-Değer" mekanizmasını deşifre etmektedir. Geliştirilen "Kültürel Termodinamik" teorisi uyarınca; sisteme karşı geliştirilen her radikal isyan, adalet talebi veya arzu nesnesi, kapitalist aygıt tarafından emilerek simülasyon evrenine tahvil edilir. Ne var ki, bu dijital simülasyonun sürdürülebilmesi için harcanan muazzam atomik ve fiziksel enerji, sistemi kaçınılmaz bir çöküş eşiğine, yani "Sert Duvar" gerçekliğine taşımaktadır. Michael Sarnoski’nin sinematik praksisinden Che Guevara, Malcolm X ve Marilyn Monroe gibi küresel ikonların ontolojik dönüşümlerine uzanan bu dokuz eksenli söküm matrisi, siber-panoptikonun elektriklerinin kesileceği o fiziksel sınırı ekonomi-politik, deterministik ve termodinamik
Felsefe
"FEZVİ ÇAKMAK" MI, "RÜMEYSA EKER" Mİ?
02 Haziran 2026 tarihli "Bediüzzaman Tabiat Risalesi'nde hangi üç kişiye işaret ediyor?" yazıma ilgi yoğun oldu. (...) Ben sadece nakledici oldum. Yalnız "Ankara" bağlamını kattım. (Tabiat Risalesi'nin başında geçen ihtar.) Öyle yapınca taşlar yerine daha bir oturuyor gibi geldi. Ve elbette okurlarım da "Sağır, kör, düşüncesiz sembollerinin işaret ettiği kişiler kimler olabilir?" merakıyla bazı tahminlerde bulundular. O tahminlerin hepsi hakkında ağzımı açamıyorum. Zira 5816 gadrine uğramak istemiyorum. Bu yasa öyle bir giyotin ki, körün körlüğünü yalnızca "fizikî durum ifadesi olarak" zikretseniz bile, hakaret sayarak cezai işlem başlatabilirler. (En azından mahkemenin tozunu şöyle bir yutarsınız yani.) Bu vesileyle Cenab-ı Mevla'dan bu gadrin de son bulmasını dilerim. Âmin. Ha, bunu derken, AK Parti'den büyük beklentilerim yok artık. (Küçüğü de yok.) O iş başkalarıyla olacak gibime geliyor. Ne diyelim? Rabb-i Rahîmimiz rüştümüzü de ilham eylesin. Âmin. Gelelim bu yazıdaki meselemize. Aslında aynı hakikat toprağını kazmaya devam edeceğiz. Çünkü o yazıyı yazdıktan sonra Risale-i Nur külliyatında benzer terkiplerin çoklukla bulunduğunu keşfettim. Hepsi aynı şekilde gelmiyor. Bazen sıralama değişiyor. Bazen de "üçüncünün" tanımlanışı başkalaşıyor. **Meselâ: Bir yerde "kör, sağır, dilsiz" deniyor. Bir yerde "kör, sağır, şuursuz" söyleniyor. Başka bir yerde "kör, sağır, düşüncesiz" anılıyor. Buna mümasil başka anılış şekilleri de var. Eğer okurlarımın çoklukla ifade ettikleri şekilde üçüncü kişi "Fevzi Çakmak" ise, gördüğünüz gibi yazar yine 5816'nın gadrinden korktu, o zaman bu ifadelerin "onun öne çıkan yönlerine" vurgu yaptığı söylenebilir. Evet. Hakikaten de yakın tarihe dâir mâlûmâtı olanlar bilirler ki: Fevzi Çakmak, gayet dindar bilinmesine rağmen,
Güncel
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
İzleyen ve İzlenen
Varlık,tarafından izler dünyayı, İzler hem kendini hem de olayı. Varlık üzerinde olan taraflar, İzler,izlenir ve tat alırlar. Böyledir yaşam:İzlenir,izler, Kendinden bakarak,kendini izler. Hem içten,hem dıştan yeri bilinir, Hiç gizlenemez ne yapsa bilinir. İnsanlar söyledi eskiden bize, Dediler:"Bir soru soralım size." Kim bir iş yapabilir gizlice? Anlaşılmadan,izlenmeden,habersizce? Hep cevaplar bulduk kendimizce. Hepimiz söyledik:"Bu iştir bence." Biz hep düşündük olayları, Ama anlamadık biz hiç onları. Biz hep dıştaydık,onlarsa içte, Onlar yaşamdaydı,biz ise hep işte. Farkımız buradaydı onlarla bizim, Hep dışa odaklıydı kafamız bizim. Vurgular yaptılar,biz de görelim, Yaşamı anlayıb biz de bilelim. Biz ise topluma kanarak öyle, Onlar ne sözlerse yapardık öyle.
Girişte 73 tane sayfaya mavi mürekkep ile parmak izi basıp imzamı da attıktan sonra bu kutsal mekana, doğumhaneye teşrif edebilmiştim. Demek doğumhane böyle bir yermiş. Kendimi tersine fonksiyon bir gassal gibi hissediyorum. Neyse döndü bir hemşire işlem neydi diye sordu. Dedim hanımefendiciğim kürtaj olacağım. Aldı beni bir tane odaya soktu. Odada iki kadın daha vardı. Oturdum yatağa, hemşire de birazdan gelecem dedi çıktı. Kadınlardan biri orta yaşlıydı. Sere serpe uzanmış tavanı izliyordu. Öteki de elinde bir bebek oturuyordu ama çok stresli gibiydi. Döndü bana sordu, acaba kürtaj olurken canım çok yanar mı diye. Dedim ki, ''Şimdi hanımefendiciğim bu sizin kimden ne şekilde, hangi pozisyonda, saat kaçta, hangi şarkı çalarken veya çalmazken, odanın ışığı açıkken mi kapalıyken mi, ek sıvı kullanarak mı kullanmayarak mı hamile kaldığınıza göre değişir.'' Uzanan orta yaşlı abla bana yandan ters bir bakış atıp kadına kaç aylık olduğunu sordu. Bir aylıkmış. Bir aylık olduğuna göre de kolay geçermiş. Sonra ablalar kendi aralarında bir sohbete girdiler. Biri dedi hamile kalmamım sakıncalı olduğunu söyledi doktor ama spiral mi silindir mi kare mi her neyse işte onu takmak da günah. Öteki de e kürtaj da günah dedi. Derken odaya yaşlı bir kadın girdi. Biraz da onunla sohbet ettiler. Kadın bana seninki kaç aylık diye sordu. Dedim, ''Hanımefendiciğim benimki 228 aylık. Ben doğdum doğalı bunlar benim içimde var oluş gösteriyorlar. Tamam sadece gösterseler yine iyi. Bir de bunlar birbirlerini döllüyorlar, yavruluyorlar. Büyüyorlar da büyüyorlar. Yer kalmadı efendim. Bekledim de bekledim. Doğsunlar de ferahlayayım dedim. Ama yokk! İnat etmiş doğmuyor. Ben de ne yapayım madem sen doğmayı beceremiyorsun şekilsiz bir şey olarak yaşamana izin veremem. Ben de yok etmeye karar
ÇİN NELERİ TERKETTİ
1. Çin, GPS'i terk etti. BeiDou navigasyon sistemi artık santimetre düzeyinde hassasiyet sunuyor ve dünya çapında 100 milyondan fazla kullanıcısı var. Orta Doğulu petrol magnatları bile GPS'i terk edip BeiDou'ya geçiyor. İnanabiliyor musunuz? Amerika'nın dünyayı gören gözü kör oldu. 2. Çin, Boeing'i terk etti. C919, şimdiden 1.200'ün üzerinde sipariş aldı ve tek bir yılda Boeing'in değerinden 80 milyar dolar sildi. Eskiden "yapmaktansa satın almak daha iyidir" denirdi, ancak durum tersine döndü — artık Çin uçaklarını satın almak daha akıllıca bir seçim gibi görünüyor. Boeing tamamen hazırlıksız yakalandı 3. Çin, Amerikan çiplerini terk etti. Yangtze Memory’nin katı hal sürücüleri, uluslararası fiyatları yarı yarıya düşürdü. Kirin çiplerinin geri dönüşünün ardından Qualcomm paniğe kapıldı ve fiyatları bir gecede %30 düşürdü. Bir zamanlar Çin’i boğmak için kullandıkları şey, Çin’in kendi ölümcül silahı haline geldi. 4. Çin, Windows'u terk etti. UnionTech UOS, ulusal bakanlıklar ve büyük bankaların tamamen geçiş yapmasıyla 5 milyon kurulum sayısını aştı. Microsoft'un CEO'su uykusuz geceler geçiriyor, ancak bu konuda yapabilecekleri hiçbir şey yok. 5. Çin, Batı tıbbi ekipmanlarını terk etti. Shanghai United Imaging'in CT tarayıcıları artık ABD ve Avrupa'daki kliniklere giriyor. Almanya'nın Siemens şirketi, benzer modellerin fiyatlarını %40 oranında düşürmek zorunda kaldı. Çin tıbbi teknolojisi, Batı topraklarına bayrağını sağlam bir şekilde dikti. 6. Çin, yabancı yakıtlı motorları terk etti. BYD’nin bıçak tipi pilleri, Toyota yöneticilerini arabaları yerinde parçalayıp incelemek zorunda bıraktı. Tesla, sadece üç ayda 1,2 trilyon dolarlık piyasa değeri kaybetti. Benzinli arabaların devri sona eriyor — ve yeni enerji dünyasında kuralları Çin belirliyor. 7. Çin, Oracle
Kuantum bilgisayarların işlem gücü ile yapay zekânın öngörü yeteneği birleştiğinde, insanlık tarihi boyunca sığınılan o "yeraltı" tamamen görünür ve geçirgen hale gelecek. Bugün yeraltı kültürünün, memlerin veya sistem dışı anlatıların filizlendiği son sığınaklar anonim forumlar, uçtan uca şifreli ağlar ve Deep Web gibi alanlar. Kuantum bilgisayarlar, mevcut tüm matematiksel şifreleme sistemlerini (kriptografi) saniyeler içinde kırabilecek bir potansiyele sahip. Bu, mutlak şeffaflık demek. Saklanacak, fısıldaşacak hiçbir karanlık köşe kalmadığında, yeraltı kültürü de fiziken nefes alamaz hale gelir. Yapay zekâ artık sadece belirli kelimeleri filtreleyen ilkel bir sansür mekanizması değil. Duygu analizi, semantik (anlamsal) okuma ve kültürel trend takibini insan ötesi bir hızla yapıyor. Bir topluluk içinde yeni bir canavar miti, bir metafor veya sınıfsal bir öfke dalgası daha filizlenme aşamasındayken yapay zekâ bunun ironisini ve alt metnini çözüyor. Kuantum hızıyla birleştiğinde, bu öfkenin nereye evrileceğini daha yaşanmadan tahmin edip (öngörücü analiz) algoritmik bariyerlerle o kültürel geni daha doğmadan kısırlaştırıyor veya yönünü değiştiriyor. Mitoloji, halk anlatıları ve fısıltı kültürü, otoritenin göremediği, denetleyemediği "boşluklarda" ve "belirsizliklerde" yetişir. Yapay zekâ ve kuantum dünyası ise belirsizliğe yer bırakmayan, her şeyi ölçen, etiketleyen ve tahmin eden bir rasyonelite dayatıyor. Bu da insanlığın binlerce yıllık hikâye ve mit üretme refleksini tamamen felç edebilir.
1000Kitap