Birbirini seven birer çift göz: LÜ'BET'ülAYN'ım
Çocuklar gibi seviyoruz; geç kalmış ama sanki özde hep onunlaymışcasına keşkeler ki koskoca keşkeler içinde DÜNYAM dercesine öylece KOCAMAN hem de... O bir çift göz kendinden sakınır oldu ilk gördüğü andan itibaren seni... Bakarken sevdi, kokunu hapsetti sarıldı uyudu, koşarcasına kalktı yataktan ki sen varmışcasına dedim ya ÇOCUK GİBİ HEYECANLA VE SEVİNÇLE... şimdi deme ki o bir çift göz dindiremedi sızımı; derdimiz de bir, sevgimiz de bir, kalbimiz de bir ve çaresiz, zamansız ve keşkeler içinde oluşumuz da bir...aslında öyle de başladık; bilerek, isteyerek ve kokladıkça, dokundukça, konuştukça, hissettikçe, ya kilometreler varken nefes kadar yakınmışcasına saatlerce gözlerimizle dahi seviştikçe...DEDİK Kİ HER ŞEYE HERKESE RAĞMEN NE OLURSA OLSUN ÖMÜR BOYU ASLA AMA ASLA KİMSEYİ SEVMEM SENDEN BAŞKA VE SON NEFESİM DAHİ OLSA HEP SENİ GÖRECEĞİM HEP HEM DE... Ve ben sözümdeyim: senden asla gitmedim, gitmem ve asla da sensiz gözlerimi öylece içi dolu dolu güldürmem... BEL KEMİĞİM; ne sensin suçlu ne de ben ve hiç pişman değiliz ve biz delicesine gerçek hakikaten birbirine geç rastlamış ama birbirinden yaratılmış AŞIKLARIZ Sana kurban olurum ben, saçının dibinin kokusunda kendimi bulduğum... Sen uzak tutmayı istedikçe, bir ses, bir nefes ne diyeyim; gerçek aşka, hakiki sevgiye, yaşanılan ve bilinen onca gerçeğe rağmen istemedikçe seni rahatsız etmem dedim ya etmiyorum bak ama inan ki sensiz de asla olmadım ve asla da olmam hem de hiç... Bekler koca yürek hem de son nefesine dek, dedim ya AŞIĞIM dünyadaki cennetim AŞIK 🧡 youtu.be/OZ-W9sKJKHg?si=...
Güz Sarısı Epiloğu
İşte bu son perdesiydi başladığımız oyunun İzahı yoktu aramızda konuşulan bu konunun Sanrılarla baş başa raks ederken o akşam Cebimde geçmişten kalan kapkara bir yaşam Meğer hep ona dayanıyormuş attığım her bir adım Hangi patikadan sapsam, ona çıkıyor yollarım Sen ki bu can evimde hüküm süren yaşamsın Ruhuma mühürlenmiş büsbüyük bir gamsın Sustu o koca nehir, kurudu pınarlarım Artık bu ıssızlıkta kime neyi anlatırım Karşımda duran ayna bile yabancı sese Hapsetmiş kendi kendini o daracık kafese Buram buram bağırıyor içimdeki şu çocuk Bulamıyor tenine saracak eski bir gocuk Müsaade etmez elbet bu sonsuz gâma Yaradan Bir gün elbet çekilir bu gölgeler aradan Sanki tek bana bahşedilmiş bu güz sarısı epiloğu Bu sessiz yalnızlıkta can çekişiyor bir kuğu Zamansız vedalarla kararır her an devran O kafesteki gönül öyle güçlü, öyle yaman Bir konçerto ortasında kesilse keşke nefesim Kendi kendine hayaller kuruyor bak iç sesim Ah güz sarısı sen neden bu kadar nazlı ve elemsin Hükümsüz bir infazda boynuma inen kaddesin Söyle şimdi yad ellerde tek başına mı kaldın Yoksa o sahte rüyayı gerçek hayat mı sandın Zemheri vurdu bak yine, sustu bütün şarkılar Zihnimin dehlizlerinde kanar eski sancılar
Şiir
Reklam
Fasıla.
Akşam, hazin bir matem gibi çökerken ufaktan, Gölgen, son bir nefes gibi kayboluyor ufuktan. Gönül, kervan geçmez bir sürgüne düştü yine, Hayalin kanlı bir hançer, ruhuma üşüştü yine. Her gece ayrı düşen bahtımızın hükmüyle biz, Ayrı rüyâlarda hep aynı kederle sessiziz. Gurbet gibi çökmekte yine bu akşam da odalar, Her yerde senin aksini saklar bu duvarlar. Ne sende bir cürüm, ne bende bir günah var, Yalnızca bahtımızda kapanmaz bir siyah var. Ah ki saçına değen rüzgâr, nefesim değil, Eyvah ki gecene çöken ses benim değil. Ne mümkün kabulü artık, ne de bu firkat geçer, İçimde zamansız bir kor, rûhumda amansız keder.
Şiir
Yâr gelecekmiş, ardında ölüm meleği Son bakış son nefesim Ölüm, derdi bitirir mi sandın
Çaresizlik
Eğer bir hayatım daha olsaydı, yine seni seçerdim. Son hatıramda gülüşünü isterdim. Onu yanında görünce ellerim titrerdi, Kalbime sancılar girerdi. Seni görünce çaresiz kalırdım, Son nefesim “seni seviyorum” olurdu. Son haykırışım sana olan duygularım, Biliyorum, sen onu seviyorsun. Lâkin hayat her vakit adil değildir; Zira her zaman bir ile bir, iki etmez.
1000Kitap
'İNCİ' Bana bunu yapma demiştim...
66. BÖLÜM ✨️Serkan✨️ Sert ellerimin arasında tuttuğum yüzü, dünyanın en nadide ipeğinden bile daha yumuşaktı. Teninin sıcaklığı avuçlarımdan kalbime sızarken, o yeşil gözler... Parmaklarındaki pırlanta tektaş gibi ışıldayan o yeşil derinliklerde, daha önce görmediğim bir şeffaflık vardı. Orada sadece sevgi yoktu; sarsılmaz bir sadakat ve ruhunu önüme seren bir aşk vardı. Artık her zamanki dik duruşu, güçlü görünme çabası yoktu. Geçmişin o ağır kamburu, geleceğin belirsiz korkuları ve ruhunun en ince kırılganlıklarıyla duruyordu karşımda. Gizlemeden, saklamadan en mahrem yaralarını bile iyileştirmem için tüm çıplaklığıyla önüme sermişti. İleriye götürmemi istemiyordu, ona yardım etmeliydim ve kendimi dizginlemeliydim, ona karşı duyduğum bu tutku, onu sarıp sarmalama hissi ve her bir zerresini hissetme arzusuyla yansam da İnci'yi anlayabiliyordum, zorlamadan, korkutmadan sabırla ilerlemeliydim. Ben böyle yaptıkça o zaten bir adım daha atıyordu bana, bu ilişkiyi bir adım daha öteye taşımama izin veriyordu bana... "Dışarıya bakmak ister misin?" diye fısıldadım. Sesim, içimde kükreyen arzuyla çatallanmış, nefesim kesilmişti. Beni öpmenin etkisiyle yanakları al al olmuş, göğsü hızla inip kalkmaya başlamıştı. Teklifimle birlikte, yeşil deryada bir anlık korku kıvılcımı çaktı. "Güven bana," dedim sesimi en kadife tonuna bürüyerek. "Gördüğün manzara, içindeki tüm korkuları dağıtacak." Başını hafifçe salladı, bakışlarını gözlerime mühürledi ve büyülü cümleyi kurdu: "Güveniyorum sana." Bu iki kelime, kulaklarımda "seni seviyorum" dan çok daha görkemli bir melodi gibi yankılandı. Çünkü İnci için sevmek bir ihtimal, ama güvenmek bir mucizeydi. Geçmişin gölgesinde sevmiş ama hiç güvenememişti; ne kendine ne de karşısındakine. Şimdiyse güveniyordu bana ve
1000Kitap
Reklam
Reklam