7/10
·656 syf.··
Beğendi
·
2026 54. kitabı
Okurken yoruldum, içim daraldı, acı çektim; bazı sayfalarda ağlamaktan nefesim kesildi. Yalan yok, zaman zaman sıkıldığım da oldu. Ama bırakamadım. Onları bırakamadım. Çünkü bunca acıdan sonra güneşin doğduğunu görmek zorundaydım. Timur ve Ahu… Sizi yüreğimin en güneşli köşesinde saklayacağım, hiçbir karanlığın size dokunmasına asla izin vermeyeceğim. Bülbül Kapanı bana bazen umut etmenin ne kadar zor olduğunu; ama en boğucu karanlıklara bile güneşin bir gün doğacağını o kadar güzel gösterdi ki… Son sayfayı kapattığımda geriye buruk bir tebessüm ve hüzünlü bir sevgiden başka hiçbir şey kalmadı. Canlarım, sizi aklım gayet başımda seviyorum.
Bülbül Kapanı IVLoresima · Ephesus Yayınları · 20251,024 okunma
Sapıkça davranışları normalleştirmeyin
Puan vermedi·%22 (108/480 syf.)·
Açıkçası bu kitaptan gerçekten de yüksek bir beklentim vardı ve bunun en büyük sebebi de Damla'nın (samimiokur) bu kitabı çok beğenmiş olmasıydı. Maalesef pek de düşündüğüm gibi çıkmadı. Belki ilerleyen sayfalarda daha ilgi çekici oluyordur ancak sabredemeyeceğime karar verdim. Yarım bırakmama sebep olan şeylerden bahsedeceğim, belki birileri için yararlı olur. Dikkatimi çeken ilk şey yazarın anlatımıydı. Cümleleri genellikle "şu olduğunda bu oldu" şeklinde kurmuş. Daha anlaşılır olması için birkaç örnek: 1. Çatık bakışlarım onu bulduğunda ürperdim. 2. Karşısında aptal gibi durduğumu anlayıp, kendime öfkelendiğimde elimdeki kalemi tezgahın üzerine bırakıp başımı dikleştirdim. 3. Duyduklarımla dudaklarım aralandığında nefesim kesildi. Yazar bence "ve" kelimesinden nefret ediyor. Bu tarzda kurduğu cümlelerin çoğunda "ve" kullanmış olsaydı çok daha akıcı ve güzel bir anlatım yakalayabilirdi diye düşünüyorum, en azından benim için. Tercih ettiği anlatım beni rahatsız etti, çok gereksiz buldum ve bazı noktalarda anlam da bozulmuştu. Bir örnek: Kaşlarım çatılıp alnımın ortasında ince bir çizginin oluşmasına neden olduğunda, parmaklarımın arasında duran zarfın maksadını çözemedim. Kaşların çatıldığı için mi zarfın maksadını çözemedin yoksa zarfın maksadını çözemediğin için mi kaşların çatıldı? Mantıkken ikinci seçeneğin olması gerekiyor, öyleyse burada cümlelerin sırası yanlış. Sonrasında her şeyin renginden bahsedilmesi var. Bordo kadife kumaş, çizim defterinin kırmızı kapağı, giydikleri her bir kıyafet, Berna ablanın yeşil kazağı, Ekrem amcanın kahverengi gözleri... Karşımıza çıkan neredeyse herkesin göz ve saç rengini biliyoruz. Bazen de aynı şeyin renginden birden fazla kere bahsediliyordu. Feray her tayt giydiğinde taytın renginin siyah olduğundan
Persona 1: KaranlıkAsena Nişikli · Pukka Yayınları · 2024437 okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
10/10
·488 syf.··
2026 80. kitabı
Sahneye çıkan ilk Müslüman Türk kadın. Osman Balcıgil’in kalemine hayran olmamak elde değil. Biyografi kitapları okumayı sevenler için hem akıcı hem de yalın bir dili var. Yazar, anlattığı kişinin hayatıyla yetinmiyor; o dönemin tarihi olaylarına, toplumsal yaşamına, örf ve âdetlerine ve önemli şahsiyetlerine de geniş yer veriyor. Velhasıl sadece bir insanın biyografisini değil, o dönemi de okuyoruz. Afife Jale, tiyatroya âşık bir kızdı. Küçük yaşlardan itibaren dedesiyle tiyatroya gitmeye başlamasıyla içinde sönmeyen bir tutku yeşerdi. Ancak o yıllarda Müslüman bir kadının sahneye çıkması neredeyse imkânsızdı. Yasaklar, dışlamalar ve engellerle dolu bir mücadeleyle karşılaştı. Bu sürekli talihsizlikler sonunda beynine hançer saplanmış gibi şiddetli baş ağrıları başladı. Hiçbir ilaç çare olmayınca doktoru ona morfin verdi. Ne yazık ki morfin kısa sürede onu bağımlı yaptı. Üstelik bu ilacı uygulayan doktor, Afife’nin çaresizliğinden faydalanmaya kalkıştı. En üzücü olanı ise babası Hidayet Bey’in tavrıydı. Kızının oyuncu olmasını kesinlikle istemiyordu. Ona sert bir şart koştu: “Ya tiyatroyu bırak ya da evi terk et.” Sonunda hem kızını hem de eşini evden kovdu. O dönemde ki baskı çok güçlü olsa da bir babanın kızına bu kadar kolay terk etmesi yürek burkuyordu. Hayatının en güzel yanı ise aynı kaderi paylaşan bir eş bulmasıydı. Selahattin Bey de “çalgıcı” diye ailesi tarafından dışlanmıştı. Kader onları bir araya getirdi ve Afife’ye hem destek hem de yoldaş oldu. Afife Jale, sadece bir tiyatro oyuncusu değildi; Darülbedayi’de verdiği mücadeleyle, isim değiştirerek sahneye çıkmasıyla ve tüm zorluklara rağmen pes etmeyişiyle Türk tiyatro tarihine adını yazdırmıştı Afife Jale . Kitabın son satılarını okumak o kadar güçleşti ki nefesim kesildi sandım. Neden unutuldun
Duygu ve Düşünce
Nefesi Tutku Olan Kadın: Afife JaleOsman Balcıgil · Destek Yayınları · 20193,614 okunma
8/10
·120 syf.··
Beğendi
·
2026 17. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 25 Mayıs 2026 17:40
İnsanın vicdanına dokunan çok güçlü bir sorgulama metniydi. Kitabı okurken olaylardan çok, bir insanın ölümünü gün gün beklemesinin ağırlığını hissettim. Victor Hugo idam mahkûmunun korkusunu, çaresizliğini ve yalnızlığını o kadar gerçek anlatıyor ki bazı sayfalarda insan ister istemez durup düşünüyor: “Bir insanın hayatı gerçekten bu kadar kolay sonlandırılabilir mi?” En etkileyici tarafı ise mahkûmun adının bile olmamasıydı. Böylece karakter tek bir kişiden çıkıp herkes olabilecek birine dönüşüyor. Roman kısa olmasına rağmen psikolojik olarak oldukça yoğun bir kitaptı. Özellikle mahkûmun son saatlere yaklaştıkça yaşadığı iç çatışmalar beni gerçekten etkiledi. Okurken bazen onunla birlikte nefesim daralmış gibi hissettim. Ben kitabı sadece edebi yönüyle değil, insana empati kurdurduğu için de çok sevdim. Bitirdiğimde aklımda kalan şey olay örgüsünden çok hissettirdiği o ağır duygu oldu. Bazı kitaplar okunur ve unutulur; ama Bir İdam Mahkûmunun Son Günü insanda uzun süre kalan bir iz bırakıyor.
Bir İdam Mahkûmunun Son GünüVictor Hugo · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2026152,4bin okunma
10/10
·256 syf.··
Beğendi
·
2026 54. kitabı
·
5 saatte okudu
·
Okunma: 30 Mayıs 2026 04:47
OKUDUM - BİTTİ! Kitap Hakkında · Kitap Adı: Çöl Çiçeği · Orijinal Adı: Desert Flower · Yazar: Waris Dirie · Kitap Puanım: 10 / 10 · Çevirmen: H. Gülru Yüksel · Yayınevi: Bilge Kültür Sanat · Sayfa Sayısı: 256 · Kitap İncelemem: Bunu nasıl anlatacağımı bilmiyorum açıkçası. Yani bazen bir kitabı kapatıyorsunuz, "güzeldi" diyorsunuz ve devam ediyorsunuz hayata. Bu kitapta öyle olmadı. Kapattım, yerime çakılıp kaldım. Başucu kitaplığımın en özel köşesine koydum, orası artık onun. Çöl Çiçeği sadece bir anı kitabı değil. Bir uyanış çığlığı bu. 1998'de yayınlandığında 20 dile çevrilmiş, yalnızca Almanya'da 1 milyondan fazla satmış. Bunları söylerken "global etki" falan demek istemiyorum aslında, şunu demek istiyorum: bu kitap insanların içine işlemiş. Benim de işledi. Ne Anlatıyor? Waris Dirie, Somali çölünde göçebe bir ailenin 12 çocuğundan biri. Kadın olmak orada, daha başından bir acıyla başlıyor. Henüz 5 yaşındayken kadın sünneti (FGM) denen şeye maruz kalıyor. İşkence diyorum buna, başka kelime bulamıyorum. Hijyen yok, sterilizasyon yok, sadece ilkel bir alet ve ardından gelen bir ömür boyu yük. Sonra 13 yaşına geliyor ve babası onu 60 yaşında bir adama 5 deve karşılığında satmak istiyor. Waris o gece kaçıyor. Çöle, karanlığa, hiçliğe doğru. O kaçış onu Londra'ya, oradan modelliğe, oradan BM Özel Elçiliği'ne taşıyor. Bunu yazarken bile tuhaf hissediyorum, çünkü bu bir roman kurgusu değil. Gerçek.
1000Kitap
Çöl ÇiçeğiWaris Dirie · Bilge Kültür Sanat Yayınları · 201411,6bin okunma
Puan vermedi·152 syf.··
2026 57. kitabı
·
35 saatte okudu
·
Okunma: 17 Mayıs 2026 22:59
Herkese merhabalar Bugün sizlere @av.zekeriyacetin kaleminden #kimsesizlercoğrafyası kitabı ile geldim... Kimsesizler Coğrafyası bana bir deprem kitabından çok daha fazlasını hissettirdi… Çünkü burada yıkılan sadece şehirler değildi; insanların tutunmaya çalıştığı son umutlar da enkaz altında kalıyordu. 6 Şubat’ın o tarifsiz sessizliği kitabın her sayfasına sinmiş gibiydi. Okurken bazı satırlarda gerçekten nefesim daraldı. Çünkü anlatılan acılar kurgu gibi değil, hâlâ bir yerlerde yaşayan gerçek yaralar gibi duruyordu. Ali’nin hikâyesi özellikle içime oturdu. Zaten savaşlarla parçalanmış bir hayatın içinden geliyor. İran sınırlarında başlayan kaçışlar, göç yolları, yabancılık hissi… Bir insanın sürekli “güvende olacağı bir yer” araması ne kadar yorucu olabilir diye düşündüm. Daha hayat onu toparlamaya fırsat vermeden deprem çıkıyor karşısına. Sanki kader onun omzuna hep biraz daha yük bırakmış gibi… Ve en acısı da şu: bazı insanlar ilk kez depremde yıkılmıyor, zaten yıllardır içlerinde sessiz sessiz çöküyorlar. Kitap bana şunu hissettirdi; insan bazen evsiz kalmıyor sadece, aidiyetsiz kalıyor. Bir şehre değil, bir merhamete ihtiyaç duyuyor. Ali’nin enkaz başındaki bekleyişinde bunu iliklerime kadar hissettim. Sevdiğin insanların sesini duymayı beklemek… ama umut ile kabulleniş arasında sıkışıp kalmak… İşte kitabın en ağır tarafı buydu benim için. Zekeriya Çetin’in dili de çok doğal ve samimi geldi bana. Acıyı büyütmek için süslü cümleler kurmuyor ama zaten gerek de kalmıyor. Çünkü anlatılanlar insanın kalbine doğrudan dokunuyor. Kitabı bitirdiğimde içimde garip bir sessizlik kaldı. Bazı kitaplar ağlatır, bazıları düşündürür… bu kitap ise sanki insanın içine uzun süre çıkmayan bir ağırlık bırakıyor. Kitaplarla kalın
Kimsesizler CoğrafyasıZekeriya Çetin · İnkılap Kitabevi · 2026106 okunma