şehrin kirli saçlı kederi
ve efsunlu bir öğlen güneşiyle çağlıyor kanlı dere..
içinde et bırakmış, can bırakmış bir şiir gibi adın.
yarama sardığım peygamber çiçeği kokusu
ve suyun ince belinden tutmuş bir sevda korkusu..
başını eğdiğin küslüğün gölgesinde ağlıyor çiçekler.
düşüp kendimi incittiğim sabahlar kadar yorgun ve uykulu kalbim.
gecenin rengi kara..
canımda tuttuğum, tuz ve yara..
Düşünce ve sanat, boş ruh yarasasının havaya çizdiği anlamsız kavisler, yani havaya savrulan sigara dumanları gibi bin dallı ve dolambaçlı olsa da, anlamdan yoksun görüntüler salgını değil, zaman içinde yavaş yavaş dolan ruhumdan coşarak, (ben) i, eşyayı ve tarihi çevreleyip öbür yaratış hallerine doğru akan, dolayısıyla ruhumla onun yaratıcısı arasında bir geliş gidiş, bir akış, dinamik bir köprü olan bir edebiyat çerçevesidir.
Tanrı ve insan. Her şey, inanan insanın, Tanrıya doğru koşuşu, düşüşü, tekrar yücelişi, cennetini yitirişi, hakikat medeniyetini yitrişi ve tekrar buluşu biçiminde olup bitiyor.