Maalesef ki halkımızın din cehaleti nirvana düzeyindedir. Gerçi bunda, kabul gören hakim din anlayışının ve öğretisinin yanlışlığı da büyük etkendir. Kur'an neyi şiddetle yasaklıyorsa bizim dini inanış, öğreti ve yaşantımızın tam orta göbeğinde bunlar vardır. Türbecilik, çaputçuluk, aracılık ve yığınla din dışı inanç ve uygulama kabul görmekte dahası eleştiri getiren "sapkın" ilan edilmektedir. Düşününüz ki hergün binlerce insanın ziyaret ettiği Eyüpsultan camii avlusunun mezarlık girişinde, tevhid dinine meydan okurcasına "dünya işlerinde başınız sıkıştığında ölmüşlerden yardım dileyiniz" zırvası Arapça olarak yazmaktadır. İşte bu din dışı yazının kaldırılması için 2017 yılında bir mücadele başlattım ve Kültür Bakanlığı, Vakıflar Bölge Müdürlüğü ve Eyüpsultan Müftülüğü ile yazışmalar gerçekleştirdim. Sonuç çıkmadı tabi. Herkes topu birbirine attı ve bir yerden sonra süreç tıkandı. Bu mücadelemin tüm detayları ve resmi yazışmalarımı da "DİNİ HURAFESİZ YAŞAMAK" kitabıma aldım. Kitabımda 49 ayrı ve ilginç konuyu işledim. Çoğuna hiç bakılmayan yönlerden baktım. Temin linki yorumdadır.
Aklımda kalan en romantik olaylardan biri nedir? Pierre Curie'nin nobel Marie'nin de hakkı eğer o yoksa ben de yokum diyerek bir bilim insanı için zirve noktalardan birine karısının hakkını savunmak adına itiraz edebilmesi. Bakın bu çok seksi bir olay. Fena bir olay. Sadece kendini düşünüp karısının hakkı için uğraşmayarak kendi ödülünü alıp kenara da çekilebilirdi ama yapmadı bunu, karısının hakkını da savundu. Marie Curie nobel alan ilk kadın bilim insanı oldu zaten. Yani olay da cinsiyetlerle alakalı bir durum yoğun oranda bulunuyor buna rağmen tatlış, ponçik, pıtırcık Pierre karısını ve karısının emeklerini satmıyor. Zaten o ikisinin çok hoş bir birliktelikleri vardı. (Okuduğum tek bir biyografi kitabınca konuşuyorum. Çocukları değilim işin özünü bilemem.) Maddi zorluklar içerisinde, zor şartlarda çalışmalar yapılıyordu. İçlerinde ilginç düzeyde bir istek vardı bilim adına. Marie'yi okurken bir şeyi bu kadar istemenin nasıl bir duygu olacağını merak etmiştim. Başka bilim insanları onun çalışma ortamında gelince, böyle bir yerde nasıl çalışabildiniz diye şaşırıyordu, o derece zor şartlardı. Yks birincisi olan çobanların birkaç seviye üstü gibi düşünebiliriz herhalde durumu. Buraya kadar işler çok hoştu. Sonra Pierre ölüyor ve bir miktar süre (Ne kadar sürdüğünü hatırlamıyorum.) ardından Marie, Pierre'in eski öğrencilerinden biriyle birliktelik yaşıyor. Tabi bu magazin gündemine düşen bir birliktelik oluyor çünkü bir takım başka dedikodusal sebepler de barındırıyor içinde. 16 yaşındayken bu yeni birlikteliğin anlatıldığı yeri okurken biraz hayal kırıklığı yaşamıştım. Nedense birbirlerine verdikleri desteği okumak onların birbirlerinden başka kimseyle olamayacağı hissiyatını vermişti bana. Gel gör ki öyle değilmiş. Şimdiyse dönüp baktığımda fazla romantik bir
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Davranış ve sonuç arasındaki ilişki niyetten tamamen bağımsızdır, o yüzden bahaneler benliği koruma çabasıdır.
Psikoloji
Gerçeği görmezden gelebiliriz, ama gerçeği görmezden gelmenin sonuçlarını görmezden gelemeyiz.
Alıntı
İBDA'yı Okumaya Nereden Başlamalıyım?
“İBDA’yı okumaya nereden başlamalıyım?” Bu soruya genellikle dilin ağırlığı, eserlerin zorluğu veya hangi kitabın daha kolay anlaşılacağı açısından cevap aranır. Elbette bunlar bütünüyle önemsiz değildir. Çünkü İBDA dili ilk temas eden okuyucuya ağır gelebilir; kavramlar yoğun, cümleler girift, göndermeler geniş, meseleler sembollerle iç içedir. Fakat soruyu soranın öğrenmek istediği şey çoğu zaman yalnız bu değildir. O, aslında şunu sormaktadır: İBDA’nın vermek istediği ilk ders nedir? İBDA nasıl okunmalı? İBDA’yı nasıl doğru anlayabilirim? Buna karşılık, İBDA Külliyatı’nı okuyup anlama meselesi de yalnızca “şu kitaptan başla, sonra bunu oku, ardından buna geç” şeklinde liste sırasıyla çözülecek bir mesele değildir. Çünkü İBDA’nın da okuyucusundan talepleri vardır. Başlangıçta ilk öğrenilmesi gereken şey, kitap isimlerinden önce okuma tavrıdır. İBDA, roman gibi tüketilecek, akademik makale gibi fişlenecek, ideolojik broşür gibi ezberlenecek, tasavvuf risalesi gibi sadece zevk edilecek bir külliyat değildir. Çünkü İBDA okumak, malûmat toplamak değildir. İBDA okumak, düşüncenin merkezini değiştirmek, kavramlar arasındaki nisbeti görmek, meselelere İslâm’a muhatap anlayış zaviyesinden bakmayı öğrenmektir. İBDA okumak, bir dilin içine girmek, kavramların birbirine nasıl bağlandığını görmek, aynı meselenin farklı eserlerde nasıl yeniden açıldığını takip etmek, her kitabı kendi mevzuu içinde okurken bütünle irtibatını kaçırmamaktır. Külliyatın zorluğu da, bereketi de buradadır. Bu külliyata hangi kitaptan başlanacağı kadar, hangi tavırla başlanacağı da önemlidir. Hattâ daha doğru söylersek, tavır yanlışsa doğru kitaptan başlamak bile okuyucuyu doğru yere götürmeyebilir. **Bu yüzden meseleye “önce en kolay, en akıcı kitabı okuyun” diye cevap vermek
Tefekkürât
ÖZGÜRLÜĞÜN SINIRI: İSTEMENİN KÖKENİ, BEDENİN HÜKMÜ VE FARKINDALIĞIN İMKÂNI I. İnsan Gerçekten Özgür Müdür? Modern insan kendisini özgür bir varlık olarak düşünmeye eğilimlidir. Karar verdiğine inanır. Seçtiğine inanır. İstediğine inanır. Hayatına yön verdiğine inanır. Bu nedenle insanın kendisi hakkındaki en temel varsayımlarından biri şudur: «"Hayatımın sahibi benim."» Fakat insan davranışlarına daha yakından bakıldığında bu varsayımın sandığımız kadar sağlam olmadığı görülür. İnsan birçok şeyi seçebilir. Fakat seçmeden önce istemek zorundadır. Ve tam burada özgürlük probleminin merkezi ortaya çıkar. Çünkü insan yaptığı şeyi nasıl yapacağını seçebilir. Ama yaptığı şeyi istemeyi seçemez.