10/10
·112 syf.··
Beğendi
·
2017 55. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 13 Aralık 2017 00:00
Geçenlerde 1999 yılında Furkan Yayınlarından çıkan Prof. Dr. Ahmet Yüksel ÖZEMRE’ye ait olan bir kitabı tetkik etme imkânı buldum. Kitabın ismi, “Kur’an-ı Kerim ve Tabiat İlimleri Tenkidi Bir Yaklaşım” idi. Özemre, birçok çarpıcı başlıkla kısa ve öz Kur’an-ı Kerim ile tabiat ilimlerinin ilişkisini ele alırken bu hususta yapılan yaygın yanlışları bilim adamı hüviyetini dini ilimler konusundaki derin müktesebatını birleştirerek ortaya koyuyor. 2008 yılında Rahmet-i Rahman’a kavuşmuş bulunan Ahmet Yüksel Bey, Türkiye’nin ilk atom mühendisi olması hasebiyle pozitif ilimler konusunda Türkiye’de muteber bir mevkie sahip. Dini ilimler sahasında yazdıklarıyla da ne denli bir derinliğe sahip olduğunu ortaya koymuştur. Kitabın ilk bölümünde tabiat ilimleri üzerine yazdığı makalelerle “ilim”, “pozitif ilimler”, “bilimcilik ideolojisi”, “model” ve “senaryo” kavramlarını açıklar. Bir ihya hareketi olarak başlayıp daha sonra “aklın” “sünnetin” de Kur’an ayetlerinin de üstünde ve onları sorgulayabilen bir konumda tutulduğu düpedüz Dinde Reform Hareketi’ne dönüşen “modernist akım”ın yaklaşımlarını tenkit eder Özemre. Bilhassa Kur’an’ın Çağdaş İlmi Tefsiri projesinin zahiri bütün füsununa ve cazibesine rağmen “anlamsız ve tehlikeli bir ütopya” olduğunu iz’an ve fehamet sahiplerine gösterir. Modern müfessirlerin kendi hevâ ve heveslerine göre tevil etmeye çalıştığı müteşâbih ayetlerin teviline ilişkin edepten söz eder. Kur’an’da beyan edilen mucizelerin rasyonel görünümlü zorlama açıklamalarının anlamsızlığını açıkça ortaya koyar. Kitapta modern müfessirlerin fazlaca itibar ettikleri “Big Bang Senaryosundan” da bahsetmektedir. Öncelikle “senaryo” kelimesinin; hakkında kesin bilgi sahibi olamadığımız olayların, olabildiğince bir sebep-sonuç ilişkisi gözeterek,
Kuran-ı Kerim ve Tabiat İlimleriAhmed Yüksel Özemre · Furkan Yayınları · 19994 okunma
Puan vermedi·454 syf.··
2026 9. kitabı
·
31 günde okudu
·
Okunma: 17 Mayıs 2026 00:00
"Geleceği tahmin etmenin en iyi yolu onu icat etmektir." sözü, Michio Kaku'nun *Geleceğin Fiziği* kitabının satır aralarına sinmiş temel düşünceyi özetliyor. Kaku bu eserinde yalnızca geleceği hayal etmiyor; fizik, biyoloji, bilgisayar bilimleri, yapay zekâ ve uzay araştırmalarındaki güncel gelişmeleri temel alarak önümüzdeki yüz yılın olası manzarasını çizmeye çalışıyor. Bilim kurgu gibi görünen pek çok fikrin, aslında laboratuvarlarda çoktan filizlenmeye başladığını gösteriyor. Kitap; bilgisayarlardan yapay zekâya, tıptan nanoteknolojiye, enerji üretiminden uzay yolculuklarına kadar geniş bir alanı kapsıyor. Ancak anlatılanların merkezinde teknoloji değil, insan bulunuyor. Çünkü her teknolojik sıçrama beraberinde etik, ekonomik ve toplumsal soruları da getiriyor. Kaku'nun en dikkat çekici yönlerinden biri, teknolojik iyimserliğini korurken kör bir hayranlığa kapılmaması. Bilimin insanlığı yoksulluktan, hastalıktan ve cehaletten kurtarma gücüne sahip olduğunu vurgularken; aynı bilginin yanlış ellerde yıkıcı sonuçlar doğurabileceğini de hatırlatıyor. Bu nedenle kitap, yalnızca bilimin geleceğini değil, bilgelik ile bilgi arasındaki gerilimi de tartışıyor. Özellikle yapay zekâ, genetik mühendisliği ve beyin araştırmaları üzerine yapılan değerlendirmeler bugün hâlâ güncelliğini koruyor. Bazı öngörüleri gerçekleşmiş, bazıları ise hâlâ geleceğin sisleri içinde bekliyor. Fakat kitabın asıl değeri, tahminlerinin doğruluğundan çok, okuru düşünmeye zorlamasında yatıyor. İnsan ömrü uzadığında toplum nasıl değişecek? Makineler daha akıllı hale geldiğinde insanı insan yapan şey ne olacak? Bir gün başka gezegenlere ulaşsak bile gerçekten değişecek miyiz? Kaku, insanlığın geleceğini yalnızca teknolojik ilerleme üzerinden okumuyor. Ona göre geleceğin belirleyici gücü bilimsel
Geleceğin FiziğiMichio Kaku · Odtü Geliştirme Vakfı Yayıncılık ve İletişim A.Ş. · 2016818 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Puan vermedi·176 syf.··
2026 28. kitabı
·
5 saatte okudu
·
Okunma: 05 Mayıs 2026 23:32
Aile laneti ve kan davası üzerine kurulu olan bu tragedya üçlemesinde şiddet döngüsünün kamusal hukuk/mahkeme aracılığıyla sona erdirilerek adaletin kurumsallaşması öne çıkar. Troya seferi için kızını kurban eden Agamemnon'u karısı Klütaimestra öldürür. Babasının intikamını almak isteyen Orestes ise bu kez annesini öldürür. Bunun üzerine intikam tanrıçaları Orestes'in peşine düşer ve kan davasının sonsuza kadar sürmesine engel olmak için bir mahkeme kurulur. Kişisel öç yerini kamusal adalete bırakır teması işlense de eser boyunca Klütaimestra'nın öldürülmesine, Orestes'in ve Elektra'nın adaletsizliğine, Athena'nın cinsiyetçiliğine ayılıp bayılmaktan işlenen konuya odaklanmak zorlaşır. Yine de verilen mesaj açıktır: Adalet kişisel olmaktan çıkıp kurumsal hale gelmeli ki düzen bozulmasın, keyfilik yaygınlaşmasın. Tam da bu nedenle ortak siyasal kurumlar ve hukuk önemlidir.
Oresteia - Agamemnon, Adak Sunucular, EumenidlerAiskhylos · Mitos Boyut Yayınları · 2010205 okunma
İçimizdeki Bitmek Bilmeyen Savaşlar
Puan vermedi·375 syf.··
2026 20. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 19:32
Khaled Hosseini, süslü kelimelerin arkasına sığınmadan dostluk, ihanet ve vicdan gibi insanlığın en kadim duygularını çıplak ve sarsıcı bir dille anlatmış. Babanın "Yalan söylediğinde, bir insanın gerçeği bilme hakkını çalarsın" deyip en büyük yalanı kendisinin söylemesi büyük bir tezat. Gerçekleri Emir'den saklaması bir yana; Ali'ye ihanet etmesi, öz oğlunun hayatından yerini çalması ve bu sırlarla ölmesi, insana cidden "Başkalarına öğüt verenler, aslında kendi suçluluk duygularını mı gizliyor?" sorusunu sorduruyor. Asıl savaşı bir çocuğun gözünden anlamaya çalışırken, sona doğru yetişkin bir insanın içindeki o savaştan nasıl kurtulacağını anlamaya çalışıyor insan. Gerçekten çok etkileyiciydi. Umarım içimizdeki bitmek bilmeyen savaşlar güzel sonuçlar ile neticelenir...
Uçurtma AvcısıKhaled Hosseini · Everest Yayınları · 2024192,3bin okunma
Puan vermedi·104 syf.··
2026 78. kitabı
Nietzsche’nin amor fati kavramı, yalnızca “kaderi sevmek” şeklinde basit bir kabulleniş anlamına gelmez. Buradaki kader anlayışı, klasik anlamda önceden belirlenmiş bir yazgıya teslimiyet olarak değil; var olan her şeyin kendi zorunlulukları, nedenleri ve sonuçları içinde değerlendirilmesi olarak ele alınmalıdır. Bu anlamda kader, geniş bir determinizm fikriyle ilişkilidir: Olaylar rastgele, sebepsiz veya yalnızca tesadüflerin sonucu olarak gerçekleşmez; her oluş, kendinden önce gelen koşulların ve ilişkilerin içinde ortaya çıkar. İnsan, içinde bulunduğu koşullar tarafından etkilenirken aynı zamanda seçimleri, tepkileri ve eylemleriyle yeniden etken hâle gelir. Nietzsche’nin amor fati anlayışındaki temel nokta da burada ortaya çıkar. İnsan, kontrolü dahilinde olan şeylere yönelir, seçimlerini yapar ve ardından bu seçimlerin doğurduğu sonuçları bütünüyle kabul eder. Sonuçlar olumlu ya da olumsuz olsa bile onları reddetmek yerine yaşamın bir parçası olarak görür. Çünkü Nietzsche için hata, acı veya kayıp bile insanın kendisini ve dünyayı anlamasında bir öğrenme kaynağıdır. Bu düşünce daha sonra varoluşçu düşüncenin de beslendiği noktalardan biri hâline gelir. İnsan geçmişte yaşananları değiştiremez ancak onlara vereceği tepkiyi seçebilir. Koşullar ne olursa olsun, içinde bulunulan anın değer taşıdığını görmek ve o ana anlam katmak gerekir. Nietzsche’nin amor fatiyi “insanın iyiliği için bulduğu bir formül” olarak değerlendirmesinin sebebi de budur. Bu nedenle kaderi sevmek, Tanrı’nın insan için yazdığı hazır bir plana boyun eğmek anlamına gelmez. Nietzsche’de amor fati, zorunlu olanı sevmek; hayatın bütün parçalarını —güzeli ve çirkini, başarıyı ve başarısızlığı— reddetmeden kabul edebilmek anlamına gelir.
Kaderini Sev, Çünkü Aslında Hayatın Bu - NietzscheTaner Şanlıoğlu · Destek Yayınları · 20203,604 okunma
10/10
·159 syf.··
Beğendi
·
2026 2. kitabı
Öncelikle ilk defa bir kitap hakkında inceleme yazıyorum hatalarım olabilir, öğrenciyim Kitaba çok büyük bir önyargı ile başlamıştım, yazarın başta Zehra'nın "acımasızlığına" sonra da babasının bu yaptıklarına nasıl bir sebep bulacağını merakla bekledim. Zehra'nın acımasızlığı kulağa pek hoş gelmese de memuriyetindeki başarısının en büyük sebebi belki de buydu. Belki de hayatta kalmak için gerekli buluyordu bilemiyorum. Zehra'nın babası hakkında bildiği şeyleri okuduğumda ben de pek tabii nefret ve kin besledim, asla bu olanlara bir açıklama düşünemedim. 'Adam basbaya kötü biri' dedim sürekli kendi kendime ama yazar o kadar güzel yazmış ki romanı,sanki kendi günlüğümü okur gibi empati kurdum. Genç bir gül fidanın soluşunu izler gibi okudum Mürşit Efendi'nin hikayesini. Gül fidanı diyorum çünkü öksüz-yetim olarak büyüyüp son derece çalışkan ve etik ilkelerine bağlı birinin çöküşünü okudum. Çöküşü mutlak olabilir aslında çünkü sadece çocukluk ve evlilik hayatı değil meslek hayatı da zorluklarla dolu geçmiş biriydi Mürşit Efendi, belki de onun yazgısı böyleydi zordu. Kimi zaman meslektaşlarının ahlaksızlığı kimi zaman kanun- vicdan çatışması. Kanun ile vicdanın çatıştığı yerleri okurken Sabahattin Ali'nin hikayelerinden birini okuyor gibi oldum, ortada bir hüzün vardı ama çaresi yoktu... Her gün evinin önünden küçük çocuk cesedi geçiyor ve sürekli kendini suçlu bulup bir çözüm arıyordu ama tek çözüm yolu da sorunu çözemeden işini kaybetmek gibi sonuçlar getiriyordu. Kitabı okurken sürekli bir çıkış yolu aradım kafamda,aslında bu durumdan şu şekilde kurtulunabilir şu şekilde her şey farklı olabilirdi diye ama bir şeyin olacağı varsa her türlü oluyor farklı seçenekler belki anlık rahatlama yaşatabilir ama final her türlü belli gibi. Ne çok isterdim Mürşit Efendi'nin,
İnsan ve Duygular
AcımakReşat Nuri Güntekin · İnkılâp Kitabevi · 202151,6bin okunma