Osman, Kapak Kızı ve Yeşil Peri Gecesi üçlemesinin içinde beni en çok etkileyen kitap hâlâ Yeşil Peri Gecesi olsa da, Osman da üzerine düşündüren taraflarıyla sevdiğim bir kitap oldu. Ayfer Tunç’un en güçlü yanlarından biri bence akıcılığı. Romanları çok hızlı okunuyor; dili yorucu değil, karakterlerin hayatına kolayca giriyorsunuz. Bu yüzden okuma deneyimi anlamında tatmin eden bir yazar olduğunu düşünüyorum. Ama kişisel olarak beni sarsan, “wow” etkisi yaratan büyük bir edebiyat hissi bırakmadı. Daha çok iyi kurulmuş, akıp giden ve karakterleri üzerine düşündüren romanlar gibi kaldı bende.
Bu üçleme boyunca en sevdiğim şeylerden biri karakterlerin birbirlerinin hayatlarına değme biçimi oldu. Aynı olayı farklı insanların tamamen başka şekillerde algılamasını görmek çok gerçek hissettiriyor. Bir karakterin kırıldığı yerde diğerinin hiçbir şey olmamış gibi devam etmesi, birinin hayatını değiştiren bir olayın başka biri için sıradan olması… Hayatın kendisi de biraz böyle zaten. Ayfer Tunç bu bağlantıları kurmakta gerçekten başarılı.
Osman özelinde ise en dikkatimi çeken şeylerden biri romanın sürekli maddiyat, marka, semt, restoran ve statü üzerinden ilerlemesi oldu. İstanbul’un belirli bir sınıfını, belli bir yaşam biçimini anlatıyor kitap. İlk başta bu detaylar hoşuma gitti çünkü İstanbulu seven biri olarak kitapta geçen palasları, apartmanları , semtleri okumak keyifliydi. Şehirle ilgili başka bir yüz görmüş oldum. Ama ilerledikçe markaların ve pahalı hayat detaylarının fazla görünür olması beni rahatsız etmeye başladı. Sürekli bir kimlik gösterisi varmış gibi hissettirdi. Yine de bunu tamamen gereksiz bulmuyorum çünkü Osman zaten kendini büyük ölçüde tüketim, statü ve dışarıdan nasıl göründüğü üzerinden kuran bir karakter. Romanın bu kadar “etiketli” bir dünyada