Gereksizlik ilkesi
Bilhassa yapılmış gibi duruyorlar. İşte buradalar. Gerçek değil, bu kadar da olamaz diyorum, sonra bakıyorum etrafı kuşatmış bu ne olduğu belirsiz zibile, bu kadar da gerçek gibiler, hem vallahi hemi de billahi. Bir günbatımının havada asılı kalmış hayâli artık parçaları desem bu boşlara, yine beyhude yapmış olurum kıymetli zamanıma. Lafcağızım duvara çarpar da yine kendine döner bu mübarek ilkbaharın son deminde. Hiç olmamaları gereken bir yaşam vardır bazı bazılarının, lâkin bütününü işgal etmiş bir güruh olmanın verdiği zevk-i hasbihal ile saldırır da saldırır bu sorguç dünyamıza. Oysa ne güzeldik; bir sen, bir ben, bir de buzlu viskimizim aydınlık geleceği. Belki de bir cüruftu her şeyi zehir eden. Muazzamlığı bertaraf etmek üzere nefes alıp veren istilacı bir virüstü bu gördüğümüz belki de. Ah bu her yeri saran nadide sarmaşık. Hangi karanlık çağ senin yanında aydınlık kalır hiç bilemem. Beyin desem bulunmaz, gaye desem tabiatında hiç yoktur böyle bir hadise, ne olduğuna dair yormaz kendini, tembellik ruhudur fakat bulunmaz hint kumaşıdır kendince alem-i cihanda. Al birini vur ötekine. Ah cühela vah cühela. Nasıl da sardı dört bir yanımızdan bu karanlık rüzgar, titretti bizi.. Başımı kaldırsam karşımda bir cehalet abidesi, niyeti bozsam da bir münafık kitaba fukura yârim yine çıkar ortaya, işte burada bir alıntı yapayım desem, kuşatmış yine akışı ey mel'un, şeytan taşlasam şeytan güler halime, ne etsek de anlatabilsek bir gereksize gereksiz olduğunu. Fakat tüketmez nesli, çoğunluğun kucağında kalırız biz yine bir gereksiz olarak.
Düşünce
Cennet mekan Abdulhamid Han..
Dindarlıgıyla meşhur Sultan Birinci Ahmed Han, her Müslüman gibi Resülullah Efendimiz'i (s.a.v.) canından çok severdi. Ravza-i Mutahhara'yı mükemmel surette tezyin ettirdi. Peygamber Efendimiz'in mübarek emanetleri kendisine takdim edildiği zaman, kademi nakşını, yani ayak izinin resmini, hürmet ve edeple alıp bir müddet durdu. Akabinde başının üzerine koyduktan sonra, fevkalâde bir muhabbet ve hürmet ile irticalen, o anda aşağıdaki kıt'ayı nazm eyledi: __N'ola tâcım gibi başımda götürsem dâim, Kademi nakşını ol Hazret-i Şâh-ı Rusül'ün, Gül-i gülzâr-ı nübüvvet o kadem sâhibidir. Ahmedâ! Durma yüzün sür kademine o gülün.__ Bu hâdiseden sonra, Peygamberimiz'in mübarek kadem-i şerîfi şeklinde bir sorguç yaptırmış ve ölünceye kadar da bu sorgucu hep başının üzerinde taşımıştı. İtikadın Muhafızları Osmanlılar
Reklam
düz ovalardan, kurumuş nehirlerden mutena bahçelerden asırlık çınarlardan, kini bitmemiş kargalardan ve elektrik tellerinden sokak lambalarından kaldırım taşlarından ve müziç şehirlerden sıkılgan, bir ben miyim yurdu yol olan işte topraklardan kıraç ve ağaçlardan ardıç tam gözlerimin önünde nefes nefese bir kırlangıç meyletsem kanatlarına, söylesem ki hünkârım bir size mi layık bu sorguç tepemde bulut süzmekte kuş gökyüzünü ben de dalıp gitsem peşinde etsem başka bir bahara göç yakar mı infazımı yargıç dalsam bu derin ummana boğulsam dolsam ciğerlerimi her zerresiyle alınır mı dalgıç
Şiir
Asılmışların Balosu
Balıkçıl darağacında Selahattin'in şövalyeleri Dansediyor, dansediyor Şeytan'ın şövalyeleri. Yüzleri buruşuk, küçük, kara kulakları Çekmiş sayın Belzebuth bir iple gökyüzüne Oynuyorlar şakırdadıkça kunduraları Tutulmuşlar bir Noel ezgisinin hüznüne. Kara orglar gibi ince, uzun kollarını Bak şimdi kucaklıyor çarpık, küçük kuklalar Bir zamanlar aksoylu hanımların sıktığı Bilekleri iğrenç bir aşkla dokunmadalar. Hoyda! şen oyuncular, artık düşünmeyen baş! Takla atılabilir sehpalar öyle uzun! Hop! Bilinmesin artık bu ya da dans ya da savaş! Gıcırdarken kemanı kudurmuş Belzebuth'un. Ey bundan sonra sandal giymeyecek ayaklar! Hepsi derilerinden gömleklerini sıyırmış: Ama böyle çok daha memnun görünüyorlar Başları üstüne kar beyaz bir şapka örmüş. Titriyor bir tutam et arık çenelerinde Çatlak kafalarına sorguç yapmış kargalar: Çarpıp karton zırhlara gözüpekler, yiğitler Ölü karanlıklarda sanki dolanıyorlar. Esiyor balosuna iskeletlerin poyraz! Darağacı inliyor demirden bir org gibi Koşuyor ormanlarında aç kurtlar avaz avaz: Gökyüzü andırıyor kızıl bir cehennemi. Hoyda, beni de alın yaslı kabadayılar
Edebiyat
Eski bir Etrüsk gömüt anıtında, elinde iki yüzlü balta, başında kocaman sorguçlu bir tolgayla bir savaşçı görülmektedir. Savaş başlığının tepesindeki sorguç, Lykialılarla Karialılara özgü bir buluştu. Dahası, Yunanların Heraklesiyle Hera'sı nasıl bir ilişki içindeyseler, Etrüsklerin Heraklesiyle Unial'i ve Romalıların Hercules'iyle İuno'su da tıpatıp öyle bir ilişki içindeydiler. Roma'daki bir tunç yontuda, İupiter'i, Hercules'le İuno'yu tanıştırırken görüyoruz. İupiter'in amacı, yalnızca bir uzlaştırmayla sınırlı değildir. Bunu, ayaklarının dibinde duran kadın ve erkek üreme organları da doğrulamaktadır. Gerçekte, bir kutsal evlenmedir söz konusu olan. Tarihöncesi Ege Sayfa: 249
Sultanahmet Camisi ile alakalı anlatılan bir diğer hadise şöyledir: Caminin inşaatı devam etmektedir. Sultan I. Ahmet Han, Mısır’da Memlük Sultanı Kayıtbay’ın türbesinde bulunan Peygamber Efendimiz’in ayak izini aldırtarak İstanbul’a getirtir. Sultan şunu düşünmüştür. Yaptırdığı cami tamamlanınca Peygamberimizin ayak izi orada sergilensin ve bu vesileyle daha çok insan namaz kılmaya gelsin. Peygamber Efendimiz’ in İstanbul’a getirilen ayak izi cami inşaatı tamamlanıncaya kadar Eyüp Sultan Türbesi’ne konulur. Fakat bundan kısa bir süre sonra sultan, bir rüya görür. Rüyasında Peygamber Efendimiz hâkim olmuş, Sultan Kayıtbay da davacıdır. Sultan Kayıtbay, Sultan I. Ahmet’ten şikâyetçidir. Peygamber Efendimiz rüyada Kadem-i Şerîf’in yerine iade edilmesine hükmeder. Sultan Ahmet Han, rüyadan kan ter içinde uyanır. Peygamber Efendimiz’in İstanbul’a getirilen mübarek ayak izinin, görülen bu rüya üzerine yerine gönderilmesine karar verilir. Fakat İstanbul’u da Peygamber Efendimiz’in mübarek ayak izinden mahrum bırakmaya gönlü razı olmaz. Birkaç adet kopyası yapılır. Birisi Eyüp Sultan Türbesi’ne konulur. Bir diğeri şu anda Sultan I. Abdülhamit Han’ın türbesindedir. Diğeri Topkapı Sarayı’nda muhafaza edilmektedir. Bir tane de kendisi için yaptırır. Bu küçücüktür. Sultan bu küçük ayak izi kopyasını sorguç olarak kullanmaktadır. Bu sorgucu Sultan Ahmet Han bayram günleri, Kadir Gecesi gibi mübarek günlerde ve gecelerde takarmış. Altından yapılan sorgucun üzerinde mavi mine ile padişahın kendi yazdığı şu şiir yazılıymış: Nola tâcım gibi başımda götürsem dâim Kadem-i nakşını ol Hazret-i Şâh-ı Rusül’ün . Gül-i gül-zâr-ı nübüvvet o kadem sâhibidir. Ahmedâ durma yüzün sür kademine o Gül’ün. "O Peygamberler şahı Hazreti Muhammed Mustafa’nın (s.a.v.) mübarek ayağının izini keşke
Reklam
Reklam