Sanmıştım ki.
Sanmanın dayanılmaz sancısı.O öyleydiyi sanmak. O öyle değildiyi sanmak. Yapılanı sanmak. Yapılmayanı sanmak… Ah ! Yanılsamaların gücünü küçümseme gereği hissetmeden vakur bir sağduyu ile sanmanın önünde diz çöküp beni alaşağı edişine alkış tutmam gerekirdi. Ama yapmadım. Gittikçe daha da derinleşmesiyle hapsedilişimin yenilgisine düşman kesilmeyi seçtim. Sanmak korkutucu derecede tuzaklarla hayatıma meydan okumaya devam etti. Yanıldım.Tükendim. Direndim. Eskidim,eskittim. Sürüklendiğim hayatıma sığınacak gerçekleri bulmaya çalıştım. Nafile,avlandım. Şimdi tam da neyi ne sanmıştım bulamazken ,bulanık bir gerçekliğin keskin bir sanmanın içine saklanışına zihnimi alet etmesine utanç verici şekilde izin vermeye yelteniyorum. Hiçbir sorguda ben yokum. Hiçbir soruma cevabım kimselerde değil. Rezil bir ikna kabiliyetine teslimiyetimi verip,asıl gerçeği aramaya bile çalışmadan ,sanmaların zihnimdeki oyununa bir de uzaktan eşlik etmeye hüküm giydim. Gerçeğin çarpıtıcı derecede sanmak olduğuna inandığım o idam masasından kalkarken hemde.
Edebiyat
(BUGÜN PAYLAŞIYOR OLDUĞUM 5 KISA YAZIMI MUHAKKAK OKUYUNUZ VE OKUTUNUZ) KISA KISA KİTABIMDAN ALINTILAR... Adamın anası ölmüş, hayatta yaşayabileceği en büyük acılardan birisini yaşıyor. Günlerce koca köye yemek veriyor. Daha anasını gömdüğü günün akşamı başlıyor, 7'sinde, 40'ında, 52'sinde kazanlar kaynıyor. Cenaze evi değil sanki düğün evi. Sorarsan arkasında duran tek bir alim, din otoritesi de yok bu uygulamaların. Sonra biz "UYDURULAN DİN YIKILACAK" deyince birileri havaya zıplıyor. Bu da mı örnek olamaz uydurulan dine? *** O anda kabrinde sorguda olduğu "düşünülen" müslümana "cevapları doğru versin, sorgu meleklerini kandırsın ve haketmiyorsa da bu kopya ile sorguyu geçsin" diye mezarı başından sufle (telkin) verilen din İslam dini değildir! Bu olsa olsa uydurulmuş bir dindir. *** Ramazan orucunu kasten bozan iki müslümandan birisine “1 gün kaza tutacaksın”, diğerine ise “1 gün kaza ve 60 gün art arda keffaret olmak üzere toplam 61 gün tutacaksın” diyen din Allah’ın indirdiği “İslam dini” değildir! Bu olsa olsa uydurulmuş bir dindir. *** Ölen kişinin yaşından hareketle bir takım hesaplar yapıp, "Sizin mevtanın namaz/oruç borcu niyetiyle adına şu kadar para dağıtmalısınız" diye ailesinin önüne fatura çıkaran din "İslam dini" değildir! Bu olsa olsa uydurulmuş bir dindir. *** Dün anası ölmüş adamı bugün kıyma, domates, pideci, ayran telaşına düşüren din "İslam dini" değildir! Bu olsa olsa uydurulmuş bir dindir. METİN SEVİL, Kısa Kısa - Sosyal Medya Tadında, Sayfa: 33 Kitapyurdu sipariş linki yorumdadır. Kitapyurdu fiyatını bir defa daha düşürmüş ve sadece 65,45 TL yapmıştır.
Reklam
Her gösterişli sakınma, takva değildir!
Koca eve girdi ve karısının ağladığını gördü, sebebini sordu. Kadın, "Evimizin ağacındaki kuşlar, başörtüsüzken bana bakıyorlar ve bu Allah'a karşı bir günah olabilir," dedi. Koca, karısının iffeti ve Allah korkusu için alnından öptü, bir balta getirdi ve ağacı kesti. Bir hafta sonra işten erken döndü ve karısını sevgilisiyle sarılmış uyurken buldu! (Yaptığı tek şey, ihtiyaç duyduklarını alıp bütün şehirden kaçmak oldu)... Uzak bir şehre ulaştı ve halkın kralın sarayının yakınında toplandığını gördü. Sebebini sorduğunda, "Kralın hazinesi çalındı," dediler. Tam o sırada parmak uçlarında yürüyen bir adam geçti, "Bu kim?" diye sordu. "Şehrin şeyhi, bir karıncayı ezmekten korktuğu için parmak uçlarında yürür ki Allah'a isyan etmesin!" dediler. Adam, "Vallahi hırsızı buldum, beni krala gönderin," dedi. Krala, "Şeyh hazineni o çaldı; iddiam yalanlarsa başımı kesin," dedi. Askerler şeyhi getirdi ve sorguda soygunu itiraf etti! Kral adama, "Hırsızın o olduğunu nasıl bildin?" diye sordu. Adam cevap verdi: "Konu erdem olduğunda abartılıysa, bil ki bu bir suçu örtbas etme çabasıdır..."
Din
YANLIŞ ZAMAN VE YOL!
Yanlış bir zamanda, yanlış bir yoldayım. Kendimi ve başkalarını suçlamaktan yola odaklanmayı unuttum; yolumun yanlış sapağa girdiğini bile fark etmedim. Ayağımın tökezlediğini, ruhumun daraldığını, kalbimin sıkıştığını ve gönlümün ızdırap çektiğini fark etmem hayli zaman aldı. Hücrelerim yolumun yanlış olduğunu haykırırken ben kulağımı tıkadım. Bu durum şeytanın da benim de işime geldi; çünkü böylesi daha kolaydı. Ancak kalbim bu yanlışa daha fazla dayanamadı; uyanmam için bana sıkıntı ve huzursuzluk bahşetti. Maddem iş görürken manam her an halimi sorguda; kendimle her an kavga içindeyim. Bazen de şeytanla... Kim kazanacak, galip gelecek olan kim, meçhul. İrademin sağlam mı yoksa zayıf mı olduğu şimdiden sonra belli olacak. Şeytana kanıp pes mi edeceğim, yoksa Allah’a sığınıp savaşacak mıyım? İşte burada yalnızım artık; suçu başkasında arayamam. Çünkü yolu kendim sapağa sürükledim. Meğer evvelinde de başkalarının suçu yokmuş, ben bahaneme kılıf uydurmuşum. Zannımca, çaba göstermedikten sonra fark etmenin bir manası yok. Fark etmek de bir adımdır elbet ama yeterli gelmez. Çaba gerek, irade gerek, sığınmak gerek, teslimiyet gerek, sebat gerek. Bir de hayırlı dost gerek; çünkü yol ağır, yorucu, taşlı ve cazip. Yanlışa meylettiğin zaman tutup çeksin; çekerken önceliği Allah rızası olsun ki dostunun yolunu cehennem çukurundan cennet bahçesine çevirsin. Hz. Ebû Bekir (r.a.) gibi dost bulanlara ve bulup kıymetini bilenlere ne mutlu! Bende dost da mevcut, yanlış da olsa yol da mevcut. "Madem dostun var, neden seni çekip almadı, bu ızdıraptan kurtarmadı?" derseniz; dost çabaladı, çabalıyor da... Ama bende dosta karşı "naz" var. Nazım onu esir alıyor ama bu durum patlaması yakın bir bomba gibi. Niyetim, patlamadan söz dinleyip hizaya gelmek. Dostu kaybetmek korktuğum
Hayat ve İnsan
Anderson, Elin’in o kaldırımdaki titrek adımlarının intikamını, bu sessiz koridoru bir mahkeme salonuna çevirerek alıyordu. "Elin güçlüydü," dedi Anderson kapıya doğru yürürken. "Ama güçlü olmak, her sorguda yeniden soyulmak demek değildir demiştin ya Elin... Bak, şimdi onlar soyuluyor. Üstlerindeki o itibar zırhını tek tek çıkarıyorum."
Edebiyat
Romanda hemşirelik öğrencisi olan Elin’in ölümü bir zayıflık anı değildir. Bir çöküş değildir. Bir “dayanamadı” hikâyesi hiç değildir. Elin güçlüydü. Zekiydi. Dili vardı. Argümanı vardı. Kendini savunabilecek kadar bilinçliydi. Ama insan sadece zekâsıyla hayatta kalmaz. İnsan, inanıldığı kadar yaşar. Onu öldüren şey o gece değildi. Onu öldüren şey adaletin katledildiği o sabah oldu. Savcının gözündeki o ölçen bakış. “Tutarsızlık” kelimesinin dudaklardan soğuk bir neşter gibi düşüşü. “Rıza” ihtimalinin bir ihtimal olarak masaya konması. Bir beyaz önlüğün itibarının, bir kadının bedenindeki gerçeğinden daha ağır tartılması. Elin’in ölümü bir intihar değildir. Bir sistem raporudur. Travma insanı parçalar. Ama asıl öldüren, o parçaların görmezden gelinmesidir. Elin güçlüydü. Ama güçlü olmak, sürekli kanıt üretmek zorunda kalmak demek değildir. Güçlü olmak, her sorguda yeniden soyulmak demek değildir. Güçlü olmak, her bakışta akıl sağlığı ve ahlâkî sorgulanıp “yalan söylüyor olabilir” ihtimaline maruz kalmak demek değildir. Bir insanın zihni, adalet umuduyla ayakta kalır. O umut çekildiğinde, geriye sadece boşluk kalır. Elin o boşluğu taşıyamadı değil. O boşluk, onu sistemli bir şekilde genişletti. Bir kadını bir kez incitmek suçtur. Onu her ifadede yeniden incitmek, kurumsal iştir.
1000Kitap
Reklam
Reklam