Ben hem sorgu dairesinde, hem çok emarelerden kat'î bildim ki, bana karşı ellerinden geldiği kadar müşkilât yapmağa ve fikren onlara galebe etmemden kaçmağa çalışıyorlar ve resmen de onlara iş'ar var. Güya ben konuşsam, mahkemeleri ilzam edecek derecede ve diplomatları susturacak bir iktidar-ı ilmî ve siyasî göstereceğim diye benim konuşmama bahanelerle mani oluyorlar. Hattâ sorguda bir suale karşı dedim: "Tahattur edemiyorum." O hâkim taaccüb ve hayretle dedi: "Senin gibi fevkalâde acib zekâvet ve ilim sahibi nasıl unutur?" Onlar Risale-i Nur'un hârika yüksekliklerini ve ilmî tahkikatını benim fikrimden zannedip dehşet almışlar. Beni konuşturmak istemiyorlar.
Bazen birkaç hafta, birkaç gün fazla yaşamak işleri nasıl da altüst ediyor. Ahmet geçen hafta kalp durmasından ölmüş olsaydı, vatansever bir arkadaş gibi gömülecekti. Şimdi, sorgu yargıcının odasındaki o iğrenç haliyle anılacak...
Grivas çok sayıda Rum asıllı sivil Kıbrıslıyı da, ( sorguda çözülmüş bile olsalar) emniyet güçleriyle konuştukları ya da siyasi inançları yüzünden öldürttü.
Artık hepimiz biliyoruz: bu ülkede, siyasi tutuklu ve hükümlüler için cezaevi demek, duvarların içinde duvarlar, daraldıkça daralan, bir tabuta dönüşen duvarlar demek... Şiddetin en kara, derin, kanlı çukurunda yok oluşa karşı ölümüne direnmek demek... Devletin yakaladığı yerde ya da sorguda öldürmemeyi bir lütuf saydığı, canı çektiği an gövde gösterisine girişeceği, öç alacağı, ruhunu ve bedenini yağmalayacağı bir düşman gibi görülmek demek... İktidarın yaşamınız ve ölümünüz üzerinde, yasa tanımayan, mutlak, koşulsuz, sınırsız karar verme ayrıcalığı demek...