• 200 syf.
    ·1 günde·Puan vermedi
    Ustalık Gerektiren Kafaya Takmama Sanatı

    Bukowski’den bahsederek başlamış anlatmaya, yazarlara yazma serüvenlerine en çok da yazmaktan başka bir şeyi kalmayana kadar yazmaya devam edenlere, bu hikayeye hayranım. Ve nasıl kimi aşk öyküleri her ısıtılışlarında ve her tekrar servis edilişlerinde satarsa ben de böyle bir açlık ile tüketiyorum bu çokça benzerleri anlatılan anıları. “İki şansım var, ya bu postanede kalacağım ve delireceğim... ya da istifa edeceğim, yazarı oynayacağım ve açlıktan öleceğim.” İşaretletilen yerlerden ilki. Dediğim gibi yazmaya duyulan tutku, sonsuz güçlükler ve nihayetinde ulaşılan mutlu son benim peri masalım olduğundan belki de, son derece dikkat kesilmiş bir şekilde başladım okumaya ve öyle de devam ettim.

    “Çabalama.” Alışılmış olan öğütler ile ters istikamette buluşacağının ilk izini yine Bukowski’nin mezar taşında bırakmış yazar. Ve hemen arkasından şu an hali hazırda düşünüyor ve inanıyor olduğu şeylerden bahsetmeye başlamış. Bugün içinde yaşadığımız kültür takıntılı bir biçimde gerçek dışı pozitif beklentilere odaklanmıştır diyor ve kendimizi birden bire bizi sarmalayan beklenti yumağının içinde buluyoruz. Daha mutlu, daha başarılı, daha güzel, daha doğal, daha seksi, daha zeki, daha kültürlü, daha sıcak, daha mesafeli, daha ve bir milyon daha daha... Daha’ların yan etkileri üzerine sıcak bir düşünce geliyor bundan sonra. Daha güzel olmayı umarken, günden güne daha çirkin bulmuyor muyuz kendimizi? Ya da daha iyi bir işe girmek için didinirken, kazancımızı arttırma düşleri kurarken gerçekten de daha da ufalmıyor mu banka hesabımız? Durmadan başka şeyin hayalini kurarken hayal ettiğimiz kişi olmadığımızı söyleyip durmuyor muyuz kendimize?

    Evet işte tam olarak böyle yapıyoruz ve olmak isterken, istediğimiz kişiden gittikçe uzaklaşıyoruz. Böyle olmasını istemiyoruz. Uzaklaşmak istemiyoruz. Ama tüm bunları seyre dalıp öyle olmayan bir benin planlarını yapmaya başladığımızda kendimi bir başka noktada buluyoruz, yazarın cehennemden geri bildirim döngüsü diye bahsettiği yerde. Alan Watss’ın “tersine yaşa” felsefesinde. Pozitif bir deneyimi arzu etmenin kendisinin negatif olduğu ve negatif deneyimi kabul etmenin pozitif deneyime götürdüğü yolda ve elbette Albert Camus’un sözlerinde.

    “Mutluluğun nedenini aramaya devam ederseniz asla mutlu olamazsınız. Yaşamın anlamını ararsanız asla yaşayamazsınız.”

    Peki asıl anlatmak için didindiği kısım neresi? Besbelli sorunlara aldırmamamız gerektiğinden bahsetmiyor. Aksine hangi soruna aldırmak istediğimizi seçmemiz için yüreklendiriyor bizi. Süregelen hayatımızda sorunlar ile boğuşurken ve bir yandan da sonsuz istek yağmuruna tutarken kendimizi, bu isteklerin beraberinde getireceği sorunlara istekli olup olmadığımızı soruyor ve en nihayetinde de gerçekten o şeyi isteyip istemediğimizi... Gerçekleri yüzümüze bütün keskinliği ile söyleyen bir süper kahraman fantezisinden bahsediyor ve şöyle diyor.

    “Bu harika olurdu. Ve hastalıklı. Ve hüzünlü. Ve moral düzeltici. Ve gerekli. Neticede hayat hakkındaki büyük hakikatler kulağa en tatsız gelenlerdir.”

    Bana ne söylerdi diye sormadan edemiyor insan? Kapımı çalsa ve iyi günler dileyip gitmeden önce duymaktan hoşlanmayacağım halihazırda biliyor olduğum iyileştirici neyi söylerdi bana? Şimdilik Mark’a söylediklerini hatırlamakla yetineceğim.

    “Sorunsuz bir hayatı umut etme. Öyle bir şey yok. Bunun yerine iyi sorunlarla dolu bir hayat dile.”

    Mutluluğun bu son derece iyi gizlenmiş formülünün de burada olduğunu söylüyor. Sorunları çözmeye çalış. Orada değillermiş gibi yapmak, onlardan kaçmak, kendi boynuna ipi dolayan kurban olmak sadece keyifsiz hissettirir. Ve sonunda sorumluluğu alman gerekir. Olumsuz duygular eyleme geçme çağrısıdır, nedeni bir şey yapmamız gerektiğidir. Bir şey yapma yolunda hangi soruna katlanmaya razıyız? Sonuçta mutluluğa uzanan yol engebelidir ve utançla döşenmiştir. Sonunda eğer sorunu istemiyor, razı olmuyor o şeyi istemeye devam ediyor ama ulaşamıyorsak gerçek bir şeyi istediğimiz ama onu istemediğimizdir. Mücadeleyi değil ödülü istemişizdir. Süreci değil sonucu. Ancak yazarın da söylediği gibi hayat böyle yürümez.

    Ama ödül her birimiz için orada öylece durmuyor mu? Her birimiz istisna, kusursuz başarı örneği olabilecek yürüyen potansiyeller miyiz? Böyle olmamız daha mı iyi? Daha basit sıfatları kabul etmek, kansere çözüm bulacak kişi değil de öğrenci olmak, baskının yükünü azaltmak sahi o kadar korkunç mu olurdu? Her zaman, her koşulda enleri mi kovalamalıyız? Acımızda bile... Peki öyleyse? Yaşamın temel deneyimlerinin tadını daha fazla çıkarmalısınız diyor yazar. Basit bir dostluğun hazları, bir şey yaratmak, ihtiyacı olan birine yardım etmek, güzel bir kitap okumak, sevdiğiniz biriyle yemek yemek...

    Bunların hemen ardından gelen öz farkındalık ve sorgulamalar ile ilgili bölüm beni pek tatmin etmedi. Aslında gündelik yaşamımızın buhranına iyi gelen sade anlatımı sevmiştim ancak belki de bu konu spesifik olarak ilgilendiğim için sorgulamanın derinliğini yeterli bulmadım. Ancak öğüdü yine de hoş, kendine sor. Kendine sor ve sormaya devam et. Kendi kabuğunu aç, altta yatan sebebi bul. Alanda sık sık içsel ve dışsal motivasyondan bahsederiz. Yazar bunlardan iyi ve kötü değerler olarak bahsetmiş ve pek çok ruh sağlığı uzmanının da onaylayacağı üzere içsel motivasyonu, iyi değerleri baz alarak hedefler koymanın kişinin mutluluğu açısından getirilerini anlatmış. Bilirsiniz sonsuz kontrol gücüne sahip değiliz ve dışsal değerler bizim kontrol alanımızın dışına çok rahat çıkabiliyor...

    Pek çok şeyden bahsedilmiş ve ben de kitaptan bahsederken pek çok yere dağıldım ancak artık toparlamam gerek. Kendi hayatımızın sorumluluğunu almak, kerelerce yanılmak, devam etmek, ne kadar değişken olduğumuzu hatırlamak, kendimizi bulmamak, tanımlamamak, değişmek, öğrenmek, ilerlemek, başarısız olmak ve iyileşmek. Evet bu. Okurken çok tatlı yer yer gülümseten ve çok derin olmasa da hayatım ile ne yapıyorum, kendim ile ne yapıyorum, ne kadar süre daha böyle yapacağım diye düşündürten benim için tek solukta biten keyifli bir kitaptı. Samimi bir arkadaşınızla yapılan hoş sohbet tadı aldım. Pek çok yerin altını çizdim, alıntı yaptığı her cümleyi sevdim. En çok da başlamak ve devam etmek üzerine olanları. Öyleyse...

    “Yerine çakılıp kalma. Bir şeyler yap. Devamı gelecektir.”

    Bir şeyler yapalım.
  • Artık bu kitabı okudunuz, eyleme geçme zamanıdır. Her zaman olduğu gibi kanundışılığa sapmadan. Hürriyetimize, vatanımıza, Türk-İslam değerlerine yönelik ileriki saldırılara karşı kendimizi korumalıyız. Bu aynı zamanda insanlığın topyekün yok olmasını önlemenin de yoludur. Yapacağımız ilk iş, bir soru ile yola koyulmak. “Kim yapacak?” sorusunu asla sormadan “Ben ne yapabilirim?” Gerisi kendiliğinden gelecektir.
  • Evet Ne sorabilirsin

    Lütfen Sormadan Geçme Soranların İstedikleri şeyler gerçek olsun
    Lütfen sorrrr adamsınhttps://anonimsin.com/SonSefer...
  • https://anonimsin.com/hayalalemi
    BANADA SORUN SIKILDIMMMMMMMM
    SORMADAN GEÇME
    İSTEDİĞİNİ SORABİLİRSİN
  • https://anonimsin.com/mertcan7

    Sor bakalım sormadan geçme lütfen