Stanislaw Lem'in meşhur bilim kurgu romanı.
Solaris'in içeriği din, psikoloji, felsefe gibi birçok alanla ilişkili. Bu ilişkinin nedeni de romanın merkezinde bulunan, insanın anlama arayışı. Uzak galaksilerden iç dünyaya kadar her yeri anlama arzusu insana hükmediyor ve solaris bu arzunun üzerine kurulu.
Prometheus isimli uzay gemisinden solaris isimli çift yıldızlı bir sisteme ait gezegene gelen Kelvin'in yaşadıklarını merkeze alıyor roman. Burada prometheus adı boşuna seçilmemiş. İnsanlar için ateş metaforuyla bilgi çalan bir titan olan prometheus ile solaris'teki gizemli ve tüm gezegenin yüzeyini kapsayan plazmik varlığı öğrenme arzusundaki bilim insanları arasında benzerlik var. Üstelik prometheus kelimesinin etimolojik anlamının 'önceden öğrenmek' olması, bu kanaati güçlendiriyor.
Romanın merkezinde anlama çabası olduğunu söylemiştim. Aydınlanmacı kültürde dış dünya akla uygundur ve anlaşılır. Hegel'in dediği gibi: "Gerçek olan akla uygundur; akla uygun olan gerçektir." Lakin solaris romanı, gerçeğin bu kadar kolay bir şekilde anlaşılamayacağını, bir yerden sonra anlama yetisinin kifayetsiz kalabileceğini anlatıyor. Anlamaya çalıştığımız bir başka bilinçli varlığı kendi zihinsel kategorilerimizde anlamaya çalışıyoruz ama bu bir yerden sonra iflas ediyor. Bunun da ötesinde, romanda, galaksileri ele geçiren insanın iç dünyasıyla yaşadığı sorunlardan bahsediliyor. Anlama etkinliğinin sınırları olacağını döne döne anlatıyor solaris.
Tarkovsky bir kez daha; insanlık durumunu, onun özünü (eğer varsa) ve sınırlarını, insanın belirli eşikleri (bilim ya da bilinç eşiklerini) geçmesi gerekip gerekmediğini sorgulamak için karakterlerin, kişiliklerin ve psikolojilerin büyüleyici ve karmaşık bir incelemesini sunuyor. Zira insan, bir dirençsizlik, dikbaşlılık ve hatta