Ne yaparsam yapayım olmuyooooor!.. Sonu hep soru işaretiyle bitiyor... Son... Harflere... Kaldım... Dilimin jeneratörü de yok ki!.. Ey..vah.. Bit..ti..Bi..ti..yor.. Ben..ar..tık..su..su..yo..rum.. Bun..dan..son..ra..söz..ka..le..min.. .................................
Edebiyat
Dijital evren insanı sorusuz bırakmak için onu sürekli anlamsız sorunlarla karşı karşıya bırakır. Çok fazla sorun gören insanın soru sorma yetisi felç edilir. Soru sormayan insanın bilinci elinden alınır ve sorusuzluk aynı zamanda düşüncesizliği doğurur. Çünkü düşünmek için sorulara ihtiyaç duyarız. Soru sormak insanı harekete geçirir, harekete geçen insan zihni de hareketlenmeye başlayarak yeni sorular üretir.
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
​"Astrofaj değil. Taumip. Taumip ye." "Onu yiye-" Duruyorum. "Ben... ne?" Taumipleri yiyebilir miyim ki? Onlar canlı. DNA'ları var. Mitokondrileri var – hücrenin enerjisini sağlarlar. Enerjiyi glikoz olarak depoluyorlar. Kreps döngüsünü yapıyorlar. Astrofaj değiller. 96 derece değiller. Başka bir gezegenin amipleri sadece. Eridyan yaşamındaki gibi ağır metal yok onlarda – Adrian'ın atmosferinde o ağır metaller yok zaten. "Ben... bilemiyorum. Belki yiyebilirim." Gemisini işaret ediyor. "Yakıt tanklarında yirmi iki milyon kilogram Taumip'im var. Ne kadar istersin, soru?" Gözlerim faltaşı gibi açılıyor. Uzun zamandır ilk kez umudu tadıyorum.
Alıntı
"Halkımın sana iyi bakmasını sağlayacağım. Belki evine dönmen için Astrofaj yaparlar!" "Evet..." diyorum. "O mesele... ben eve dönmeyeceğim. Dünya'yı böcekler kurtaracak. Ama ben bir daha Dünya'yı görmeyeceğim." ​ ​Mutlu hoplamaları kesiliyor. "Niye, soru?" "Yeterli yiyeceğim yok. Seni Erid'e götürdükten sonra öleceğim." "Sen... sen ölemezsin." Sesi pesleşiyor. "Ölmene izin vermem. Seni eve göndereceğiz. Erid minnettar olacak. Sen herkesi kurtaracaksın. Seni kurtarmak için her şeyi yapacağız." "Yapabileceğiniz bir şey yok," diyorum. "Yiyeceğim yok. Erid'e gidip birkaç ay kalacak kadar yiyeceğim var. Hükümetin evime gideyim diye bana Astrofaj verse bile o yolculuktan canlı çıkamam." "Erid yiyeceği ye. Aynı yaşamdan evrildik. Aynı proteinleri kullanıyoruz. Aynı kimyasallar. Aynı şekerler. İşe yaramalı!" "Hayır, senin yiyeceklerini yiyemiyorum, unuttun mu?" "Sana kötü geldiğini söyledin. Çözüm buluruz." Ellerimi kaldırıyorum. "Bana kötü gelmekle kalmıyor. Beni öldürür. Sizin ekolojiniz ağır metal kaynıyor. Onların çoğu da benim için zehirli. Ânında ölürüm." Rocky titriyor. "Hayır. Sen ölemezsin. Sen dostsun." "Önemli değil. Kararımı verdim. İkimizin de dünyasını kurtarmanın tek yolu bu." Geriliyor. "O zaman evine git. Şimdi git. Ben beklerim. Erid belki bir gün başka gemi gönderir." "Saçmalama. Irkının canını bir tahmin üzerine riske atar mısın gerçekten?" Birkaç saniye bir şey demiyor, ardından cevap veriyor. "Hayır."
Alıntı
Şimdi şu soru üzerinde samimiyetle düşünmek gerekir: Bizler, inanma kabiliyetimizi sağlam kulpa tutunup iyi ve güzel alışkanlıkları huy edinerek bir cevhere mi dönüştüreceğiz; yoksa kaynağımızı, her gün bir yenisi pazarlanan, eğlence dolu hayat hikayelerinin örümcek ağına benzeyen safsataları için mi harcayacağız?
Sayfa 40·Kitabı okuyor
Alıntı
Bize benzeyenle mi daha uyumlu oluruz yoksa zıttımızla mı? Bu soru o kadar zordur ki her şeye bir cümle kurmuş olan atalarımızın bile kafasını karıştırmıştır.Mesela bir grup ataya göre uyum bir elmanın iki yarısı olmak şeklinde ifade edilir.Karşıt görüşlü atalar ise tam aksine zıt kutupların birbirini çektiği inancına sahiptir.Bu durumda hangi ataya inanmamız gerekir? Yoksa bu paradoks tümüyle kişiye özgü bir mesele midir?
Sayfa 87 - Ortapia Yayınları·Kitabı okudu