Amacı olmayan insan, başkalarının amaçlarına hizmet eder. Kendime Soru Şu an yaptığım şey beni hedefime yaklaştırıyor mu, uzaklaştırıyor mu?
Kız çok güzel.
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
"Nasıl ki doğal güzelliklerin zorlu iklim şartlarına rağmen hayat bulabildiği Toros Dağları’na bir kez gelmek yetmiyorsa şairin şiirlerindeki anlama ulaşmak için de onları birkaç defa ziyaret etmek gerekir."(ÖSYM soru alıntısı) soruda bu kısmı okuyunca hatrıma Cahit Zarifoğlu'nun Şiirler kitabı geldi..
Şiir
İyi misin?
Birisi bana bunu sorunca neden irite oluyorum? Sadece ben mi çaba gösteriyorum karşımdaki iyi mi diye anlamak için? Sormak çok kolay, anlamak çok mu zor? Yanlış anlamaktan korktuğu için soranlar mı fazlalıkta, anlamaya vakit ayırmayanlar mı?
Duygu ve Düşünce
biraz Sartre biraz Camus karışımı gibi durabilir ama ben
Hayatın bize gülüp gülmeyeceğini sorarken, çoğu zaman hayatı karşımızda duran, niyeti olan, bizi sınayan, ödüllendiren ya da cezalandıran bir varlık gibi düşünürüz. İşler yolunda gitmediğinde ona küser, yanlışlarımız büyüdüğünde kaderden söz eder, kaybettiklerimizin ardından dünyanın adaletsizliğine sığınırız. Böyle yapmak kolaydır; insanın kendi payına düşen sorumluluğa bakmasından çok daha kolay. Hayatın sırtı geniştir, içine düştüğümüz her çukuru, geç kaldığımız her kararı, sustuğumuz her anı, yanlış insanlara açtığımız her kapıyı onun üzerine yükleyebiliriz. O da itiraz etmez. Zaten hayatın en büyük sessizliği burada başlar; kendisine yönelttiğimiz hiçbir suçlamaya cevap vermez. Belki de hayat bize hiç gülmez. Belki hayatın yüzü yoktur. Biz, onun ifadesizliğine kendi umutlarımızı, korkularımızı ve hayal kırıklıklarımızı yerleştiririz. Bir şey kazandığımızda bizi sevdiğini, kaybettiğimizde bizden nefret ettiğini düşünürüz. Oysa hayat yalnızca olur. Sabah olur, insanlar gider, kapılar kapanır, bazı fırsatlar kaçırılır, bazı yanlışlar geri dönülmez hâle gelir. Bütün bunların içinde bizi asıl yaralayan şey çoğu zaman yaşananların kendisi değil, başka türlü davranabileceğimizi sonradan fark etmektir. İnsan kendi beceriksizliğini kabul etmekte zorlanır. Yanlış karar verdiğini söylemek yerine şartların elverişsizliğinden, cesaret edemediğini söylemek yerine zamanın uygun olmadığından, sevmediğini söylemek yerine kırıldığından söz eder. Kendi iradesizliğine kader, korkaklığına temkin, erteleyişine sabır adını verir. Kelimeler değişince gerçek de değişecekmiş gibi davranır. Fakat insan, kendisine söylediği yalanların içinde bir süre rahat yaşasa bile sonunda aynı duvara yeniden çarpar. Duvarı hayat örmemiştir; bazen taşı biz koymuş, harcı biz karmış, sonra da önümüzde
1000Kitap
Neo'nun kırmızı hapı yutan adamı; Cypher. "Bilmek istemedim" dedi bifteğini yerken. "Matrix'in gerçek olmadığını biliyorum ama yeterince gerçek hissettiriyor." Bu belki de en dürüst itiraf. Çünkü Cypher kötü adam değil aslında — sadece gerçeğin ağırlığına dayanamayan biri. Ve burada çok zor bir soru var: Gerçeği taşıyabilmek bir erdem mi, yoksa sadece bir dayanma kapasitesi meselesi mi? Yani bazı insanlar "daha güçlü" olduğu için mi uyanık kalıyor, yoksa sadece Matrix onlara daha az konforlu bir yalan mı sundu? Belki de en büyük lüks, gerçeği seçebilecek kadar kaybedecek azı olmak. Çoğu insan için Matrix sadece kaçış değil — tek güvenli yer. Ve bunu bilerek "uyan" demek... biraz zalimlik de içeriyor.
Felsefe