Ait Olmadığım Bir Dünyayı Tanımakla Başladı Miladım
Paslanmış sarkaçların gıcırtısında ufalanıyor zaman. Şehrin genzine kaçan isli nefesler boğuyor sokak köpeklerinin ulumasını. Küflü duvarlara çarpa çarpa büyüyen sessizlik, betonun kalbinde çatlayan tohumun ilk sızısını müjdeliyor. Meydanlarda ucuz pazarlıkların kiri birikirken ve vitrinlerde insan posası satılırken, kıyamet kopmak için sûr sesini beklemedi. Kendi cehennemini cebinde bozuk para misali taşıyan kalabalıklar arasına insan soyunun kütüğüne yazılmanın ağır utancı içerisinde buz gibi bir el aşk etti yanaklarımdan birine. Ana rahminden koptuğum an yazıldı böylelikle milat. Dünyanın payıma ayırmadığı ne varsa sonradan iftira gibi yapıştı üstüme. Bana bir ad verdiler. kendi adımı ciğerime her çekişimde kanadı burnum. Kaldırdılar başımı, geri yasladılar. Daha ciğerime hava dolmadan, toprağın serin ve haklı karanlığını özledim çünkü toprağın üstü kucağını esirgeyen üvey ananın şamarıydı bana. Dünyanın kaskatı gövdesinde bana yuva açılmadığını sesimin dualara çarpıp geri döndüğü gün anladım. Bankta sızan adamın hezeyanı gibi kendime tek karış yer bulamadım şu yeryüzünde. Kuşların haysiyetsiz menzile kanat çırptığı kokuşmuş gökyüzüne bakarak yürüdüm yıllarca.
Şiir
Devinim..
birgün sessizce geçerse eğer bir tren gözlerinin önünden düşün ki, bir çığlıktır o. kırmızı bir öfkedir bir cumartesinin kalbinde büyüyen bir aşk kadar kırmızı. ve bir duruştur bu nihayetinde hatırla devrimi; sana iki kere iki kaç eder gibi değil çiçeği açan uçurum bahardan ne ister gibi sorular soruyorum. dönüp bakıyorsun aynada ikimize ellerini kalbime koydukça ışıldıyor gözlerin kuşlar yine eski zamanlardaki gibi cıvıldamaya başlıyor yine taş plaklar gramofonlara takılıyor bozacı geceleri bağırmaya başlıyor kadınlar pencerelerde utangaç mendilleri düşmek için sabırsız. bunları gördükçe iştahlanmıyor değil insan, içimde şahlanmıyor değil bir at işte böyle zamanlarda sus istiyorum çünkü en iyi bu şekilde konuşuyoruz seninle en iyi bu şekilde sevişiyoruz sabah ezanına dek olduğumdan farklı davranmayı ihanet gördüğüm tek yer bu sessizlik hangi bağdaş kurmuşuzda yanyana gün batımını izliyoruz elimizde sigara
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Anlam Arayışı
✨ ZEIGARNIK — Eksiklik Hissi ve Anlam Arayışı ✨ Bazen insanın içinde tarif edemediği bir eksiklik hissi olur… Her şey normal görünse bile zihinde yarım kalan sorular yaşamaya devam eder. 🧠 Neden bazı şeyleri unutamıyoruz? 💭 Neden sürekli bir “tamamlanmamışlık” hissediyoruz? 🌱 Gerçek anlam duygusu nasıl oluşuyor? Bu seminerde; • Zeigarnik etkisini • Zihnin yarım kalanları neden bırakamadığını • Eksiklik hissinin insan hayatındaki etkisini • Ve anlam arayışının gerçek nedenlerini birlikte keşfedeceğiz. 🎁 Katılımcılara özel hediyeler 📍 Online Zoom Semineri 🕣 Saat: 20.30 📅 Haziran boyunca 📲 Katılım için görseldeki QR kodu okutabilirsin ya da formu doldurabilirsiniz forms.gle/vyYbckGkTcC5CRCF8 Kontenjan sınırlıdır 🌿
İnsan ve Duygular
Bazen ansızın gelen - Her şey, herkes benim kuruntum ve hayalimden mi ibaret ? suali tekinsiz bir rüzgar gibi dolanıyor içimi. Sen ne bilirsin, ben kendime ne zalim sorular soruyorum sessizce..
Kadınları küstürün sonra da cevap vermesini bekleyin.
Edebiyat
Bir Ülke Masalı..
Bir varmış, bir yokmuş… evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, çok uzak diyarlarda adı “düzen” olan garip bir ülke varmış. Bu ülkede güneş her sabah doğar, ama herkesin üstüne aynı merhameti dökmezmiş. Kurallar altın harflerle yazılır, fakat yazıldığı gibi yaşanmazmış. Adalet denen şey ise gözleri bağlı değil; yolu önceden çizilmiş bir terazide sallanıp dururmuş. Bu diyarda fakir olan her gün biraz daha eksilir, zengin olan her gün biraz daha “haklı” görünürmüş. Söylenmeyen sözler makbul, sorulmayan sorular güvenli sayılırmış. Günlerden bir gün, bu masalın içinden bir ses yükselmiş: “Bu neden böyle olmak zorunda?” O an, ülkenin bütün rüzgarları durmuş gibi olmuş. Ve o sese hemen bir isim vermişler: “anarşist.” Oysa kimse dememiş ki… Asıl mesele yıkmak değilmiş. Asıl mesele, çürümüş olanı artık kader diye yutmamayı öğrenmekmiş. Ve bu masalın en sessiz yerinde şunu fısıldarlarmış: Herkes uykuya alışırsa düzen sürer sanılırmış… oysa bazen en büyük değişim, birinin gözlerini açmasıyla başlarmış.