Bir varmış, bir yokmuş… evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, çok uzak diyarlarda adı “düzen” olan garip bir ülke varmış.
Bu ülkede güneş her sabah doğar, ama herkesin üstüne aynı merhameti dökmezmiş. Kurallar altın harflerle yazılır, fakat yazıldığı gibi yaşanmazmış. Adalet denen şey ise gözleri bağlı değil; yolu önceden çizilmiş bir terazide sallanıp dururmuş.
Bu diyarda fakir olan her gün biraz daha eksilir, zengin olan her gün biraz daha “haklı” görünürmüş. Söylenmeyen sözler makbul, sorulmayan sorular güvenli sayılırmış.
Günlerden bir gün, bu masalın içinden bir ses yükselmiş:
“Bu neden böyle olmak zorunda?”
O an, ülkenin bütün rüzgarları durmuş gibi olmuş. Ve o sese hemen bir isim vermişler: “anarşist.”
Oysa kimse dememiş ki…
Asıl mesele yıkmak değilmiş. Asıl mesele, çürümüş olanı artık kader diye yutmamayı öğrenmekmiş.
Ve bu masalın en sessiz yerinde şunu fısıldarlarmış: Herkes uykuya alışırsa düzen sürer sanılırmış… oysa bazen en büyük değişim, birinin gözlerini açmasıyla başlarmış.