"Geleceğe ve aşka dair sorular, bana çoğu zaman gereksiz bir zihinsel yük gibi geliyor. Henüz yaşanmamış ihtimaller üzerine kafa yormak yerine, hayatın akışına güvenmeyi tercih ediyorum. Bir tercih yapıp planlamaktansa yahut çabalamaktansa kaderi akışına bırakmak daha az yorucu. Bu yüzden anı yaşamak, içinde bulunduğum zamana odaklanmak ve o anın hakkını vermek bana daha anlamlı ve daha huzurlu geliyor."
"Ruhun krizi" büyüyor. İnsanlar işyerlerinde de kişilikleriyle dikkate alınmak, varlıklarını ve biricikliklerini hissetmek istiyorlar. Çarkın içinde sıradan bir vida olmak, varlığımıza esaslı bir cevap arayan bizi, ürpertici sorular karşısında kolsuz kanatsız bırakıyor.
Bana sevdiği
genç bir erkek arkadaşı gibi davranıyor, sorular soruyor,
açık yürekli olmaya çağırıyor, tavsiyeler veriyor, heveslendiriyor,
bazen azarlıyor, sözümü kesiyordu. Ancak sürekli
benimle eşit olma çabasına karşın benim onda gördüğüm
şeyin ardında, beni içine sokmaya gerek duymadığı bambaşka
bir dünya olduğunu hissediyordum, bu da içimdeki saygıyı
her şeyden daha fazla artırıyor ve beni ona çekiyordu.
Din kafa karıştırıcı olayları insan benzeri aktörlerin eylemleriyle açıklama eğilimimizin, ölüm ve felaket korkularımızın ve “Dünya nasıl başladı?” veya “Neden hiçlik değil de bir şeyler var?” gibi sorular sorma yeteneğimizin bir yan ürünü olabilir.