Puan vermedi·335 syf.··
2026 2. kitabı
·
168 günde okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2026 15:26
Herkes için ve kimse için bir kitap Böyle karşılıyor kitap sizi. Daha o an anlıyorsunuz içine atılacağınız maceranın hiç de kolay macera olmadığını… Öncelikle şunu söylemek istiyorum. Eseri elinize alıp,okuyup bitireyim şeklinde başkamanız oldukça yanlış olacaktır. Bunu akıcı değil anlamında söylemiyorum kesinlikle. Derin düşünceye itecek sizi.sorular soracak sorgulayacak derin anlama inmeye çalışacaksınız Herkes için ve kimse için bir kitap Böyle karşılıyor kitap sizi. Daha o an anlıyorsunuz içine atılacağınız maceranın hiç de kolay macera olmadığını… Öncelikle şunu söylemek istiyorum. Eseri elinize alıp,okuyup bitireyim şeklinde başkamanız oldukça yanlış olacaktır. Bunu akıcı değil anlamında söylemiyorum kesinlikle. Derin düşünceye itecek sizi.sorular soracak sorgulayacak derin anlama inmeye çalışacaksınız
Böyle Söyledi ZerdüştFriedrich Nietzsche · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202447,6bin okunma
Çıban
Puan vermedi
Bazı kitaplar hikâye anlatır, bazılarıysa insanın zihninde uzun süre kapanmayan bir kapı aralar. Çıban ikinci türden bir roman. İlk bakışta teknoloji, yapay zekâ ve geleceğe dair bir kurgu okuyacağınızı düşündürüyor; fakat sayfalar ilerledikçe bunun çok daha derin bir mesele olduğunu fark ediyorsunuz. Romanın merkezinde aslında teknoloji değil; insanın sınır tanımayan kontrol arzusu, güce duyduğu açlık ve kendi karanlığıyla kurduğu ilişki yer alıyor. Birbirinden bağımsız görünen karakterler zamanla aynı yapının içinde birleşiyor ve her biri büyük resmin başka bir yüzünü gösteriyor. Serdar; başarıyı kusursuzlukla karıştıran, aklıyla yükselirken kendi iç dünyasına yabancılaşan bir karakter. Kurduğu düzenin hâkimi olduğunu sanırken, fark etmeden kendi zihninin labirentine sürükleniyor. Ezgi umut ve vicdanın temsilini taşırken, Deniz’in yükselme tutkusu insanın doyumsuz tarafını görünür kılıyor. Ayruk ise sistemle savaşırken kendi sınırlarını zorlayan bir adalet arayışını temsil ediyor. Ve sonra Bekir Amca çıkıyor karşımıza; sıradan görünen ama hikâyenin yönünü değiştiren o kırılma noktası gibi… Romanın güçlü taraflarından biri karakterlerini yargılamaması. Burada kimse bütünüyle masum ya da bütünüyle suçlu değil. Herkes kendi yarasının, kendi geçmişinin ve kendi gerekçelerinin içinde var oluyor. Bu yüzden okur karakterlerle her zaman aynı fikirde olmasa bile onları anlamaya başlıyor. Teknolojik gelişmenin özgürlük getirdiği düşüncesinin tersine, romanda ilerleme arttıkça baskı da büyüyor. Bilgi çoğaldıkça huzur değil; şüphe, yalnızlık ve çözülme hissi derinleşiyor. Hikâye bu yönüyle yalnızca bilim kurgu değil; psikolojik gerilim, toplumsal eleştiri ve felsefi sorgulamaları aynı zeminde buluşturuyor. Özellikle geçmiş medeniyetlere uzanan detaylar ve sistem eleştirisi,
ÇıbanFurkan Emre Aynur · Tilki Kitap · 202674 okunma
Reklam
Bir Psikolojik Danışmanın Gözünden Mandal
9/10
·120 syf.··
2026 11. kitabı
·
18 günde okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2026 11:07
Mandal’ı bir aldatılma hikâyesi okuyacağımı düşünerek elime aldım ama kitap bana bundan çok daha fazlasını verdi. En çok dikkatimi çeken şey, yazarın evlilikleri, ilişkileri ve kadınların toplumdaki yerini sorgulatması oldu. Kitap boyunca “Bir ilişki gerçekten ne zaman bitmeye başlar?”, “İnsan gördüğü sorunları neden görmezden gelir?” gibi sorular üzerinde düşündüm. Özellikle deprem benzetmesi çok etkileyiciydi; bazen insanlar evliliklerinde çatlakları fark etseler bile “Bana bir şey olmaz.” diyerek yaşamaya devam ediyorlar. Yazarın kadınların görünmeyen emeğine, toplumsal yüklerine ve yıllardır süren eşitsizliklere değinmesi de oldukça çarpıcıydı. Bunu yaparken didaktik olmadan, günlük hayattan örneklerle düşündürmeyi başarıyor. Kitabın sonunda Tomris Hanım’ın boşanmasına üzülmedim çünkü kendini yeniden bulduğunu hissettim. İlginç olan ise eşine de tamamen öfkelenemememdi. Sonunda her şeyini bırakıp gitmesi, onun da kendi hatalarının bedelini ödediğini düşündürdü. Benim için Mandal, aldatılmaktan çok; sevgi, emek, aidiyet ve bir ilişkide gerçekten “ev sahibi” olabilmenin ne demek olduğunu anlatan bir kitaptı. Okurken sık sık kendi ilişkilerimizi ve toplumun kadınlara bakışını sorgulatan, samimi ve düşündürücü bir eser.
1000Kitap
MandalÜstün Dökmen · Epsilon Yayınevi · 086 okunma
Atatürk ve Mu Kıtası
Puan vermedi·240 syf.··
2026 6. kitabı
·
24 saatte okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2026 10:21
Atatürk ve Mu Kıtası ilk bakışta Mu Kıtası'nın varlığını kanıtlamaya çalışan bir eser gibi görünse de aslında daha çok Atatürk'ün bu konuya neden ilgi duyduğunu, hangi kaynakları okuduğunu ve hangi soruların peşinden gittiğini anlatıyor. Kitap boyunca James Churchward'ın Mu Kuramı, Tahsin Mayatepek'in raporları, Güneş Dil Teorisi, Türk Tarih Tezi ve Atatürk'ün bu konulara yaklaşımı inceleniyor. Churchward'a göre Mu, Pasifik Okyanusu'nda batmış çok eski bir kıtaydı ve insanlığın ilk büyük uygarlığı burada ortaya çıkmıştı. Hatta ona göre ilk din, ilk vahiy ve ilk yüksek kültür de Mu kaynaklıydı. Kitapta bu görüşlerin detaylarına yer verilse de yazar bunları kesin gerçekler olarak sunmuyor. Benim kitapta en dikkat çekici bulduğum nokta, Atatürk'ün Mu Kuramı'yla ilgilenmesinin çoğu zaman sanıldığı gibi "Mu'ya inanması" şeklinde yorumlanamayacağı oldu. Kitaptan anlaşıldığı kadarıyla Atatürk, Mu meselesini bir inanç konusu olarak değil, tarih, dil, din ve uygarlıkların kökeni hakkında cevap aradığı büyük soruların bir parçası olarak ele alıyordu. Churchward'ın kitaplarını okuyor, bazı yerlerin altını çiziyor, raporlar hazırlatıyor ve farklı görüşleri karşılaştırıyordu. Kitap aynı zamanda Atatürk'ün din konusundaki yaklaşımına da ışık tutuyor. Bir yandan Hz. Muhammed'in tarihsel rolüne ve İslam'ın insanlar üzerindeki etkisine saygı duyan ifadeler kullanırken, diğer yandan dinlerin kökenini araştıran, sorgulayan ve tarihsel açıdan inceleyen bir tavır sergilediği görülüyor. Bu yönüyle Atatürk ne sadece geleneksel bir din anlayışının içinde kalıyor ne de konuları yüzeysel biçimde reddediyor; daha çok anlamaya ve araştırmaya çalışıyor. Eserde beni düşündüren diğer konu ise insanlık tarihinin bilinen sınırlarının gerçekten ne kadar geriye uzanabileceği sorusu oldu. Mu Kuramı
Duygu ve Düşünce
Atatürk ve Kayıp Kıta MuSinan Meydan · İnkılâp Kitabevi · 20191,296 okunma
Puan vermedi·80 syf.··
2026 60. kitabı
Mektup türüne her zaman ayrı bir yakınlık duymuşumdur. Bu nedenle Sevgili Mayakovski: Tahran’dan Mektuplar elime geçtiğinde merakla okumaya başladım. Kitap boyunca en çok hissettiğim şey, geçmişle bugün arasında kurulan o ince ve hüzünlü bağ oldu. Günümüzde neredeyse unutulan mektuplaşma geleneği, burada yalnızca bir anlatım biçimi değil; aynı zamanda düşüncelerin, özlemlerin ve hesaplaşmaların taşıyıcısı haline geliyor. Zeki Bulduk’un anlatımı sade görünmesine rağmen oldukça yoğun bir duygu taşıyor. Yer yer uzun bir şiir okuyormuş hissi uyandıran metin, okuru hızlı akan olaylardan çok düşüncelerin ve hislerin peşinden sürüklüyor. Yazarın yalnızlığına, özlemlerine, kırgınlıklarına ve dünyayı anlamlandırma çabasına tanıklık ederken, insan ister istemez kendi hayatını ve yaşadığı çağın değişimlerini de sorgulamaya başlıyor. Metnin en güçlü yanı bence duygusal yoğunluğu. Kısa bir kitap olmasına rağmen birçok sayfada durup yeniden okuma isteği uyandıran cümlelerle karşılaştım. Özellikle geçmiş ile bugünü karşılaştıran bölümler, insanı kendi hayatı ve yaşadığı toplum üzerine düşünmeye yöneltiyor. Hızlı ilerleyen olay örgüleri arayanlar için uygun olmayabilir. Fakat satırların arasında dolaşmayı, yazarın düşüncelerine eşlik etmeyi ve edebiyatın duygusal tarafını hissetmeyi seven okurların bu kitaptan keyif alacağını düşünüyorum. Kitabı bitirdiğimde aklımda bir hikayeden çok, güçlü duygular ve üzerinde düşünülmesi gereken sorular kaldı.
Sevgili MayakovskiZeki Bulduk · Dekalog Yayınları · 202627 okunma
10/10
·208 syf.··
Beğendi
·
2026 8. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2026 09:30
Babam bir bahçıvandı. Şimdi bir bahçe… Bahçıvan ve Ölüm Kitabı kapattığımda içimde kalan duygu ölüm korkusu değil, eksiklik hissiydi. Bazı kitaplar bir hikâye anlatır; bazılarıysa insanın kendi içine tuttuğu aynaya dönüşür. Bu kitapta sık sık babasız büyümenin bıraktığı boşlukla karşılaştım. Sorulamayan sorular, paylaşılamayan anılar, birlikte yaşanamayan yıllar… Yazarın anlattığı yas, yalnızca kaybedilen bir insanın ardından duyulan özlem değildi. Aynı zamanda yaşanamamış bir geleceğin, kurulamamış bir ilişkinin ve içimizde hep eksik kalan bir yerin hüznüydü. “Ölüm sensiz olgunlaşan bir kiraz ağacıdır.” Belki de bu yüzden bu cümle içime yerleşti. Hayat devam ediyor, mevsimler geçiyor, ağaçlar meyve veriyor… Ama bazı eksiklikler bizimle birlikte büyümeye devam ediyor. Bu kitabı bir roman olarak değil, bir vedanın ve bir baba özleminin uzun mektubu gibi okudum.
Bahçıvan ve ÖlümGeorgi Gospodinov · Metis Yayınları · 202514,3bin okunma
Reklam
Reklam