...Binbaşı Bey’in yumuşacık koltuğuna oturur, Dostoyevski’yi okurdum. Ya da Gorki’yi. İnsanın karnı tok, sırtı pek oldu mu başkalarının yoksulluklarını okuması, merhamete gelip iç çekmesi ne tatlıdır.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Tıpkı benim burada sonsuza dek kalamayacağım gibi, siz de kalamazsınız. Yaratılışımıza aykırı bu. Tanrının bana verdiği yetenekleri boşuna harcamam olur bu. Kendimle nasıl çelişiyorum, gördünüz mü? Vaaz verirken, insanların şartlarına boyun eğmelerini söylüyorum. En küçük işlerin bile tanrı hizmeti olduğunu anlatıyorum. Ama şu anda ne kadar huzursuz olduğumu anlatıp duruyorum. Neyse, insan ne yapıp edip işiyle duygularını bağdaştırmalı.
İşte o zamanlarda, bu gördüklerimin ötesini görebilme gücüm olsun isterdim. Hiç görmediğim koşturmaca içindeki dünyayı, hayat dolu kasabaları ve şehirleri görebilirdim böylece. Sonra da keşke şimdikinden daha çok tecrübem olsa diye düşünürdüm. Kendim gibi olanlarla daha çok konuşabilmeyi, buradakiler dışında bir sürü farklı yapıda insan tanımayı isterdim. Bayan Fairfax’in ve Adele’in içindeki iyiliğe çok değer veriyordum. Ama daha başka, daha heyecan verici iyiliklerin de olduğuna inanıyordum. Ve bu inandığım şeylere sahip olmayı çok istiyordum.
Kim beni bu yüzden suçlayabilir ki? Çokları suçlayabilir elbet. Doyumsuz diyebilirler bana. Elimden bir şey gelmez. Benim doğamda var kabına sığamamak. Bazen çok canımı acıtıyor bu durum...
İnsanların sakin bir hayatla yetinmeleri gerektiğini söylemek boşunadır. Hayatlarında hareketlilik olmalıdır. Ve eğer hareket yoksa kendileri yaratır insanlar. Milyonlarca insan, benimkinden daha sakin bir hayata mahkumdur ve yaşadıklarına karşı baş kaldırırlar. İnsanların yaşamında, politik isyanlardan başka ne kadar çok isyan olduğunu kimse bilmez. Genellikle, kadınların çok sakin olması beklenir. Ama kadınlar da erkekler gibi hissederler. Onlar da becerilerini geliştirmek için çalışmaya ihtiyaç duyarlar. Çabalarının sonuçlarını alabilecekleri bir alana ihtiyaçları vardır onların da. Tıpkı erkek kardeşlerinin olduğu gibi. Onlar da katı kısıtlamalar ve durgun bir hayat yüzünden en az erkekler kadar acı çekebilirler. Onlardan daha çok hakka sahip karşı cinslerinin, kadınların sadece yemek yapıp dikiş dikmekle yetinmelerini, piyano çalıp nakış işlemlerini söylemeleri, dar görüşlü olmalarının göstergesinden başka bir şey değildir. Daha fazla şey öğrenmek isteyen, geleneklerin onlara bağışladığından fazlasını yapmaya çalışan kadınları