"Bir cümle söyleyebilmek için -o da çoğu kez yalan- koca kitaplar yazılıyordu. En azından kapaklarına "Bu kitap bilmemkaçıncı sayfadaki o sarsakça cümleyi söyleyebilmek için yazılmıştır" diye bir not düşülebilirdi.
"Ne o? Giyiniyor musun? Akşam mı oldu? Sahi gidecek misin? Nereye? Biraz daha kal."
"Peki, peki git öyleyse. Hayır, darılmadım. Hayır, sana kızmıyorum. Bütün kızgınlığım bu vakitsiz gelen ayrılık saatine, bu pis, bu manasız akşamüzerine."
"Haydi git. Fakat unutma, yine seninleyim."
Bir daha nerdesin demeyeceğim. Bendesin artık. Dudaklarımın değdiği kadehlerdesin. Serin yağmur getiren bulutlardasın. Kah denizlerdesin kah rüzgarlardasın. Uzaktasın, ama yine bu şehirdesin.
Gittiğine inanmıyorum, gel demeyeceğim.