Vücudumuzu aşmak, 'ben' in dar ve sevimsiz geometrisinin ötesine geçmek, sonsuza yönelmek, bir insana sarılmak, hatıralarda yaşamak: işte aşkın, dinin ve kahramanlığın kaynakları.
Din, aşk, şiir: Boşlukta yuvarlanan insanın bir yıldıza attığı merdivenler. İnanamayanların inananlara sataşmasında muhakkak bir parça kıskançlık da var. Keşke bütün insanlar aynı Tanrı'ya inanabilseydiler. O zaman cennet olurdu. Sevmek yaşamaktır. Böceklerden kehkeşanlara kadar uzayan bir sevgi... Bütün kainatı ve kainattan daha büyük bir yaratıcıyı sevmek, hem de ruhun ölmezliğine inanarak. Yani ebediyet ölçüsünde bir sevgi. Dinsizlerin ölümü, insanı tahammül edilmez bir yalnızlığa sürüklemekten başka neye yarar?
Daha önce olduğum şeyi artık bilmiyorum, tıpkı annemin karnında olduğum cenini hatırlayamadığım gibi. Ben bir cenin olmuş olduğumu, bunu bana başkaları söylediği için biliyorum, ama bana kalsa, hiç cenin olmamış olabilirdim. Tanrım, bir ruhum olduğuna sevinebilirdim, hatta taşlar da sevinebilirdi ve tam da taşların ruhundan ruhumun bedenimden sonra yaşamını sürdürmeyeceğini öğreniyorum. Daha sonra kendimle ilgili hiçbir şey bilmeyeceksem, neden durup düşünüyor ve taş gibi davranmakla oyalanıyorum?