Yazarın okuduğum ilk eseri olmak ile birlikte yakın bir arkadaşımın şiddetli tavsiyesi üzerine almıştım. Aldığım gibi de başladım zaten.
Romanı genel çapta düşündüğümüzde akıcı bir dili ve olay örgüsü olduğunu söylemek isterim ya da en azından beni kendine aşık etti:))
Olaylar öncelikle gerçek hayatta yaşanmış olan Witt kardeşlerin ölümü ile başlıyor, araştırmalarım ise kalan kısmının tamamının kurgu olduğu yönde. Yani gerçek olan sadece Witt kardeşler ve onların karşı karşıya kaldıkları ölüm, kalan diğer önemli karakterler ve yaşadıkları olaylar ise yazarın kurgusu. Cornelis van Bearle diye de Rosa Gryphus diye de kişiler yokmuş, bu üzdü. En azından Isaac Boxtel'in gerçek olmaması mutlu etti beni.
Sonrasında ise van Bearle'nin lale tutkunluğu, komşusu Isaac Boxtel, van Bearle'nin suçsuz yere tutuklanıp idama mahkum edilmesi ile devam ediyor. Daha fazla uzatıp ya da detaylandırıp spoi vermek istemiyorum:))
Okurken sürekli bir heyecan sardı beni ve bazı yerlerde kâh sinirden kâh mutluluktan bağırmamak için iradem ile savaştım:))
Bilemiyorum, belki de yazarın dili bu şekildedir ya da bu kitaba özgüdür ama genel olarak bir dış ses hakim anlatımda. Demek istediğim şu ki dışarıdan birisi sanki size hikaye anlatıyor gibi, bunun bir hikaye olduğu ve yazar-okuyucu ikilisi hissettiriliyor. İlk defa böyle bir yazıma denk geldiğim için bana garip geldi, hoşuma da gitmedi değil ama:))