Bir şekilde her birimiz hayatımıza devam ediyoruz, diye düşündüm. Ne kadar büyük ve ciddi bir kayıp yaşasak da, ne denli önemli bir şey elimizden alınmış olsa da ya da sadece üzerimizdeki deei aynı kalıp kendimiz tamamıyla farklı bir insana dönüşmüş olsak da, sessizce yaşamımızı sürdürüyoruz. Bizim için belirlenmiş zamanın sonuna doğru gittikçe yaklaşıyor, ardımızda bıraktığımız zaman dilimi uzaklaşıp kaybolurken oba veda ediyoruz. Gündelik hayatın sonu gelmez işini gücünü tekrar tekrar- bazı durumlarda büyük bir beceriyle- yaparak. Böyle düşününce büyük bir boşluk duygusuna kapıldım.
“… Bazen çok daralıyorum. Sanki bütün yapı darmadağın olmuş. Çekim gücüyle artık bağın kalmamış, uzayın kapkara boşluğunda tek başına savruluyormuşsun gibi bir duygu. Hangi yöne gittiğimi bile bilmiyormuşum gibi."
"Kayıp bir Sputnik gibi mi?"
"Öyle de denebilir."
“Sumire'nin gözümün önünde olması bazen sivri bir bıçağın tenime batması gibi dayanılmaz bir acı veriyordu. Ancak ne denli acı veren bir durum olsa da, Sumire ile birlikte geçirdiğimiz zaman benim için çok değerliydi. O yanımda olunca, yalnızlık denen o somut duyguyu bir süreliğine unutabiliyordum. O benim bulunduğum dünyanın sınırlarını genişletiyor, derin derin nefes almamı sağlıyordu.”
Sovyetlerin isim verme geleneklerindeki tevazu, Amerikalıların yaptıkları uydular için seçtikleri iddialı isimlerin yanında daha da dikkati çekiyordu. ABD ilk uydularına “Kâşif” (Explorer), “Meydan Okuyan” (Challenger), yahut “Keşif” (Discovery) gibi isimler takarken, SSCB, Sputnik gibi sade ve gösterişsiz bir isim tercih etmişti. Rusça ”yol” kelimesinden türetilen Sputnik “yoldaş” anlamına gelir; dolayısıyla TASS ajansının hazırladığı Sputnik haberinde Rusça kullanılan ifade “dünyanın ilk yapay yoldaşı” olarak tercüme edilebilir. Kulağa neredeyse tuhaf gelebilecek kadar basit bir terim.