Murakami'den okuduğum ilk kitap olduğu için beklentim çok yüksekti. Uzunca betimlemelerin bir yere bağlanmadığı, bir rüya gibi diyebileceğimiz bölük pörçük anlatımıyla okuması zor bir kitap. Bu kitap sonrası yazarı tekrar okumaya önyargılıyım.
Sputnik SevgilimHaruki Murakami · Doğan Kitap · 20167,1bin okunma
Bu benim yazarla tanışma kitabımdı. Muhtemelen de bir daha randevuya çıkmayacağız
Kitaptaki benzetmeleri çoğunlukla çok leziz bulmuş olsam da, içeriğindeki cinsellik teması bir tık az olsaydı gençlik romanları kategorisinde değerlendirilmesi bence daha uygun olurdu. Ne kadar derinleşmeye çalıştıysa da bana göre yüzeyde kalmış.
Konu güzel başlıyor fakat zamanla hikaye çok havada kalıyor. Rüya mı, parelel evren mi ya da psikolojik bir bölünmemi okuyoruz ayırt etmek zorlaşıyor.
Ayrıca milliyetçi damarıma çok dokunan sayfalar vardı. Cahilce yazılıp Türklere etiket olarak yapıştırılmış resmen. Yazar bir Yunan dostu ve Yunanistan aşığı. Konu kazığa oturtma cezası. Bildiğim bir gerçek olmasına rağmen yine de Google ve chat GBT den soruşturdum. O bile Türklerin böyle bir şey yapmadığını kabul ediyor. Tam olarak şöyle yazıyor.
Osmanlı tarihinde ve sınırlarında "kazığa oturtma" cezası genellikle Osmanlılar tarafından değil, Eflak Voyvodası III. Vlad (Kazıklı Voyvoda) tarafından Osmanlı askerlerine ve elçilerine uygulanmıştır.
Son olarak bu romanı haricinde 2 farklı kitabında da konuların aynı olduğunu, hatta karakterleri ve olaylarına kadar herşeyin aynı olduğunu okuyunca bir daha kesinlikle okumayacağıma emin oldum. Hangi temayı kullanırsa para kazanacağını keşfetmiş bir yazar gibi göründü gözüme.
Okumak isteyen buyursun.
Sputnik SevgilimHaruki Murakami · Doğan Kitap · 20167,1bin okunma
Merhaba arkadaşlar. Uzun zaman sonra (2021) oldukça uzun bir Jules Verne okuma serisi daha yapacağız. İlk eser şimdiden geride kaldı bile. Kitapla ilgili iki adet ihtilaf mevcut. Bunu araştırarak başladım işe. Önceki, bu eserin Ay’a Yolculuk kitabının bir kısaltması olduğu; diğer ihtilaf ise o kitabın bir devamı olduğu. Cevap mı? Gerçekten de bilmiyorum. Önemi var mı? Yok.
Jules Verne belki kendi hayal dünyasında Barbicane karakteri ile Ay’a mermi göndermeye çalıştı ama ondan yıllar ve yıllar sonra insanoğlu ancak Ay’a ayak basabildi. Hatta öyle ki 1865’te bu kitabın büyük hayallerle kaleme alındığını, Sputnik 1’in (Dünya’nın ilk yapay uydusu) ise 1957 yılında ancak Ay’a fırlatıldığını düşünürsek bu durum daha açıklayıcı olabilir. Ay’a mermi sıkmak meselesi ise bir yerde bana Adana havası bile verdi. Onlar da zamanında güneşe sıktıkları için bazı sahneler ve getirdiği çağrışımlar kitabı da gülerek okumama sebep oldu. Çünkü mermi diye bahsettiğimiz şey aslında silahtan atılan kurşun değil bir uzay aracı. Ama çağrışım çağrışımdır ve betimlemelerle akla yazılanlar asla unutulmazlar.
Asıl merak ettirici unsur ise bu 3 kişilik grubun Ay’a indikten sonra yapacaklarını planladıkları kısımlardan oluşuyor diyebilirim. Burada yazarın eserine ve geleceğe, aynı zamanda bilime de ne kadar inandığını, bunun mutlaka bir gün başarılacağına olan inancı ve sanki o dönem bu yapılmış gibi, eğer başarılı olunabilirse neler yapılabileceğine dair akıllara gelebilecek konuları kitaba eklediğini görebiliyoruz. Hadi diyelim gittiler, hadi bir de akıllarından geçenleri gerçekten de yaptılar, bir de bunun dönüşü var diyorsunuz onu unutmayalım. Ama sorun değil, yolun yarısına kadar kimsenin aklına bu durum gelmedi.
Özellikle final kısmına hayran kaldığımı belirtmek istiyorum. Sonuç olarak bu
Ay'ın ÇevresindeJules Verne · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2015393 okunma
Haruki Murakami'nin kalemini severim aslında ama bu kitabında saçmalamakla beraber yalan cümleler de kurmuş. Kitapta başkarakterler Yunan Adası'na tatile giderler ve orada da Türkler'in Yunanlara karşı katliam yaptığını konuşuyor kitaptaki karakterler. Oysaki Türkler hiçbir zaman Yunanların canına kastetmemiştir, bilakis Yunanlar İzmir'de, Anadolu'da, Kıbrıs'ta Türklere karşı katliamlar yapmış ve Birleşmiş Milletler, ABD, İngiltere, Fransa, İtalya, NATO... gibi ülkeler ve oluşumlar tüm bu katliamlara sessiz kalmıştır. Haruki Murakami, roman yaz eyvallah, ama tarih bilmiyorsan sus be kardeşim. Bu kitap da her yönüyle berbattı, kimseye önermem.
Sputnik SevgilimHaruki Murakami · Doğan Kitap · 20167,1bin okunma
Bir hayal kurup gerçekleştirmek için çabalayan çocukların hikayesi bu. Herşey SSCB'nin Sputnik isimli uyduyu uzaya fırlatmasının radyoda duyulması ile başlar. Küçük Artuğ bu fikre çok heyecanlanır ve neden biz de yapmayalım ki diyerek arkadaşları ile fikrini paylaşır. Küçük yüreklerinde biz nasıl yapalım endişesi olmadan inanarak çalışmalara başlarlar. Belki de büyüdükçe amalar giriyor hayatımıza. Herşey bi hayal kurup sonra üzerine çalışmakla mümkün olabilecekken büyümek hayal kurmaya da engel oluyor çoğu insanda. Onların hikayesini mutlulukla okudum gururla okudum hem de gerçek bir hikaye olması beni çok mutlu etti. Keşke bir kesim bu gelişmelerden bu kadar rahatsız olmasa dedim kitaptaki önceki örnekleri gördükçe üzüntüyle, başarı her zaman alkışlanmıyor malesef bazen başarıdan korkuluyor önüme geçer endişesiyle silinmek yok edilmek istiyor.
Kısacık ama çok güzel bir hikaye küçükler büyükler vazgeçmemeyi savunanlar herkes okuyabilir bence
Hikaye isimsiz baş karakterimizin Sumire’ye duyduğu platonik aşk etrafında döner. Sumire, dünyaya karşı mesafeli, yazmaya tutkulu, dağınık bir ruhtur. Hayatı, soğukkanlı bir kadın olan Miu ile tanıştıktan sonra yön değiştirir. Bu değişim kimliğinin, arzularının ve gerçekliğin bütünüyle değişmesidir. Sumire, Miu’ya karşı derin bir çekim hisseder, fakat bu duygu karşılık bulmaz; en azından alışılmış şekilde. Miu’nun iş teklifiyle birlikte Sumire, yalnızlığından çıkar ve onun dünyasına dahil olur. İkili, iş için Avrupa’ya gider ve Yunanistan’daki küçük bir adada kalmaya başlar. Tam burada, gerçek ile düş arasındaki çizgi bulanıklaşır. Sumire bir gece ansızın ortadan kaybolur. Ne bir iz vardır ne de açıklama. Bunun üzerine anlatıcı, adaya giderek bu kayboluşun ardındaki gerçeği anlamaya çalışır. Miu’nun geçmişi, özellikle gençliğinde yaşadığı tuhaf ve sarsıcı bir olay, romanın en kritik noktalarından birini oluşturur. Bu olay, onun duygusal olarak ikiye bölünmüş gibi yaşamasına neden olmuştur. Sumire’nin kayboluşu da bu kırılmanın bir yansıması gibidir; sanki o da başka bir gerçekliğe geçmiştir. Anlatıcı, somut bir cevap bulamaz, ancak Sumire’nin yokluğu onun iç dünyasında derin bir boşluk yaratır.
Sonu okuyucunun hayal gücü ve takdirine bırakılmıştır, romanlarda sevmediğim bir düşünme yüküdür.
Sputnik SevgilimHaruki Murakami · Doğan Kitap · 20167,1bin okunma