Yörük kelimesi, yürüyüş halinde göçebe anlamında ilk defa Osmanlı bürokratları tarafından kullanılmıştır Doğu Anadolu'da Akkoyunlu ve Şah İsmail'in tebaası olan Türkmenlerden kendi Türkmenlerini ayırt etmek ihtiyacı ile Osmanlılar, yörük adını tercih etmişlerdir.
Fatih Sultan Mehmet, şüphesiz devrinin en "modern" hükümdarlarındandı. Ülkesini devrin en ileri ülkesi yapmak azmindeydi. Bir taraftan Doğu'dan astronom-riyaziyeci Ali Kuşçu'yu ve büyük edip Molla Câmi'yi ülkesine çağırıyor, öbür taraftan Batı'dan hümanist Ciriaco d'Ancona'yı ve ressam Bellini'yi sarayına davet ediyordu. İmparatorluğun maliye işlerini bir Napolili Yahudi'nin, Yakup Paşa'nın eline vermişti. Fatih, Galata'da Floransalıların ziyafetlerine katılmaktan çekinmezdi. Gelişme ve ilerleme ihtiyacını şiddetle duyması, bu
maksatla geleneği kırarak her vasıta ve unsurdan faydalanmaya çalışması, onun modernizmi hakkında hiç şüphe bırakmaz.
Daha sonraları, 1555'te Busbecq şunları yazıyordu: "Dünyada hiçbir millet Türkler kadar faydalı bir icad benimsemekte gönüllü değildir. Mesela, bizim küçük büyük toplarımızı ve diğer icadlarımızı derhal kabul etmişlerdir."
Fakat XVI. yüzyıl ikinci yarısında Osmanlılar, her şeyde en ileriye sahip oldukları düşüncesine vardılar. Artık değişmek değil, muhafaza etmek kaygısına düştüler. Böylece Osmanlı kültürü klasizmini yapmış, başka ifade ile kaideleşmiş, kalıplaşmış ve Osmanlıların davranış biçimi artık iktibas ve değişmeye karşı olmuştur. Davranışta değişiklik, değişme ve ıslah ihtiyacı, ancak şiddetli bir zaruret, bir müdafaa ihtiyacı, yani fayda düşüncesiyle 1699'da kendini gösterecektir.
Bununla beraber, şimdi Damat Ferid'e karşı meşru gücünü TBMM'ye dayandıran Mustafa Kemal, sert önlemler almaya başladı. Evvela, şeyhülislâm Dürrizâde'nin milli hareketi halifeye karşı isyan olarak niteleyen fetvasına (11 Nisan 1920) karşı 5 Mayıs'ta Ankara Müftüsü Rifat (Börekçi), bir fetva çıkararak Anadolu Mill Hareketi'ni İslâm adına onayladı. Bu gelişmeler karşısında Damat Ferid Hükûmeti, gerçek gücünü kaybediyordu. Ankara hükümetini açıkça bir isyan biçiminde yorumlayarak, Dürrizade'nin fetvasına göre "hâinlerin devlete karşı ayaklandığı ve katilleri meşru olduğu" ilan ediliyor ve bu fetva, İngiliz-Yunan uçakları tarafından Anadolu'da halkın üzerine atılıyor, TBMM hükûmetine karşı halk açıkça isyana kışkırtılıyordu.