Kitap bittiğinde birkaç dakika öylece duraksadım. Okuduklarımı, zihnimde yer eden olay örgüsünü, o eşsiz diyalogları ve kitabın içsel dünyamda nasıl etkiler bırakmış olabileceğini beynimin/ruhumun süzgecinden geçirme ihtiyacı hissettim. Hayatta saplantılarımızın bizleri getirdiği noktayı ve bunları zihnimizde koca bir gulyabaniye çevirişimizi, varoluşsal problemlemlerimizi hiç yokmuşçasına reddedişlerimizi ve buna karşı verdiğimiz amansız savaşı, seçimlerimizin bizi getirdiği noktayı ve bununla beraber sık sık başka olasılıkların hayatımızda ne gibi değişikliklere yol açabileceğinin girdabına kapıldığımızı bize tüm çıplaklığı ile hatırlatan bir eserden bahsediyoruz.
“Hiçbir şey her şeydir! Güçlenmek için köklerini önce hiçliğin derinlerine salmalı ve en yalnız halinle, yalnızlığınla baş başa kalmayı öğrenmelisin.”
Zihnimde yer eden cümlelerden bir tanesi. İnsanın yalnızlığına, bu yalnızlık ve güçsüz kalmışlıkla baş etmesi gerektiğine amansız bir meydan okuma! Kitap bu mesajı da veriyor bize; Her bir birey, kalabalıklar arasında da, kendi fikirlerinde boğulduğu anlarda da, bir arkadaşın ya da sevgilinin kollarında da, acıdan ve tek başınalıktan yatağında kıvrandığı o çaresiz zamanlarında da… İnsan aslında kafanızda kurabileceğiniz her kombinasyonda yapayalnızdır. Ve bu herkesin kaldırabileceği türden bir yük değildir. Ama bu yükün ağırlığını şiddetle hissettiriyor bize ‘Nietzche Ağladığında’
Bu kitapta bahsettiğim her detayı iliklerinize kadar hissedeceksiniz. Ve siz de hayatınızda içinden çıkamadığınız, yapayalnız kaldığınız, kendinize bile söylemekten çekindiğiniz ve zihninizden kovmak istediğiniz düşüncelerin olduğu bir dönem geçirmişseniz şayet evet bu kitapta kendinizden çokça parça bulacaksınız. Şimdiden iyi okumalar.