“Benim kanatlarım oldun Gülsarı. Hayatımın en güzel günleri, en mutlu dönemi, seninle beraber gidecek. Seni hiç unutmayacağım Gülsarı!
Gözümün önünde sönüp gidiyorsun doğuştan tulpar Gülsarı!
Bir gün öbür dünyada karşılaşırız, ama artık senin toynak seslerini duyamayacağım. O dünyada senin koşacağın yol yok, nal izlerini bırakacağın toprak yok. Ot bitmez, canlı sesi çıkmaz orada. Ama ben yaşadıkça sen hiç ölmeyeceksin Gülsarı. Çünkü her zaman hatırlayacağım seni. Senin ayak seslerin kulağımda güzel bir ezgi gibi kalacak…”
Ayrıldılar… Ve bir daha birbirlerini görmediler.
Fakat ikisi de küçük derenin kenarındaki söğüdü ve orada geçirdikleri güzel ilkbaharı ve yazı unutmadılar.
Ben, artık ondan hiç bahsetmiyordum. Fakat, taze ağaçların gövdesine kazılmış isimler, zaman ile onların kuru bağrında nasıl derin ve büyük yaralar halini alırsa, Seniha’nın hatırası da bende öyle olmuştu.