Hikâye bu ya, kapı çalınıyor. Açıyor kapıyı Suna. Bir de ne görsün; köydeki çocukluk arkadaşları. Yok, Fırat degil. Fırat sonralar geliyor ya köye. Köyden arkadaslari enik cücük dolusmus kapisina.”İyi bayramlar Suna," diyorlar hep bir ağızdan. "Size de iyi bayramlar," diyeceği yerde, "Size ne yaptılar böyle? Hiç büyümemişsiniz,”diye soruyor Suna. "Biz de sana sormaya geldik.
Sana ne yaptılar böyle? Ne çok büyümüşsün !" diye üste çıkıyor bacaksızlar. Sevmiyor Suna bu hikâyeyi. Sabi sübyan sihir gibi yok olup gidiyor kapidan.
Biraz önce güldün ya bana
belki de anladın birbirimize göre
bir gülüşümüz olmadığını
bir ölümümüz bile yok
birbirimize göre
bizi birbirimizden ayıracak
bir ölümümüz bile yok
ölüm aşkı niye ayırsın bizden
herkesi alıp götürmek varken kendinden
Senin ölün olmak istemiyorum
yaşamak istiyorum biraz daha
bir başkasının ölüsü oluncaya dek.
...
Güneşe bakamadığı için aya da bakamiyor kimse,
ölüme bakamadığım için hayata bakamiyorum ben de
sevgilime bakamiyorum, bakarsam
cinayetler canlanıyor gözlerimin önünde
eve bakamıyorum, sanki üst üste cesetler
ve can çekişen aşkların kanı sızıyor
içime baktığım birk sokak vardı
eskiden onlarda gözüm vardı
şimdi bakmaya göz yetismiyor
mechul de ortada muamma da
...