📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Yurdumuzda aydınlığa karşı güçlü bir direnme vardır. Bunlar, ortaya Atatürk gibi güçlü bir adam çıkınca sinsi sinsi yatıp uyur görünse de, buldukları ilk fırsatta başlarını deliklerinden çıkarırlar.
Derdâ ve Derda. Birbirinden çok farklı ancak bir o kadar benzer hayatların en beklemediğimiz anda buluşmasını okuyoruz.
Kinyas ve Kayra'dan sonra Hakan Günday'ın okuduğum ikinci kitabı. Yazarımızın tarzını herkes sevmez anlamaz, onu anlayabilmek için hayatınızın en doğru anının gelmesini beklemelisiniz. Benz en doğru zamanda tanıştığım için çok mutluyum. Hakan Günday kitabı okumadan geçen bir ömür eksik kalmış gibi iddialı bir cümle bile kurmam mümkün.
Üstte bahsettiğim gibi kitap aynı isimde iki kişinin farklı hikayelerinden oluşuyor. İlk kısım yurtta kalan Derdâ'nın ranza arkadaşının yataktan düşüp ölmesi ve annesinin onu -sözde- bir haftalığına yurttan almasıyla başlıyor. Daha sonra annesi para için Derdâ'yı tarikat liderinin oğluyla evlendirir ve Derdâ kocasıyla beraber İngiltere'ye taşınır. Tabiki mutlu bir hayat yaşamaz ama hep böyle mi devam eder?
İkinci kısımda ise annesini öldürüp cesedini parçalara bölen Derda ile başlıyor. Annesinin parçalarını mezarlığın farklı yerlerine gömer, bu sırada faklı olaylara şahit olur. Ancak bu olayların daha sonra hayatını etkileyeceğini bilemez. Hayatı amaçsız ve hep korkuyla geçer. Derda bir işe girip okuma öğrenir ve ilk olarak Oğuz Atay'ın kitaplarını okur. O zamandan sonra da hayat amacı Oğuz Atay olur. Onu tanımayan herkese düşman kesilir. Bu yüzden başına bir takım olaylar gelir.
Kitap biterken hiç beklemediğimiz bir anda da her iki Derda'nın hayatları kesişir. Kitap boyunca her ne kadar karanlık, melankolik ve tesadüflerle karşılaşsak da sonu içimizi ısıtıyor.
Şimdiden iyi okumalar :)