Çoğu insanın hayal gücü kıttır. Onlara doğrudan dokunmayan, sivri bir kamayla doğruca zihinlerini dürtmeyen şeyler onları neredeyse hiç harekete geçirmez; ama bir kez, küçük de olsa gözlerinin önünde, doğrudan hislerine dokunacak uzaklıkta bir şey oldu mu, içlerinde aşırı tutkular uyanır. O zaman sanki ilgilerinin azlığını yersiz, abartılı bir öfkeyle telafi ederler.
Eylemlerimizin kaynağı, kendimizi zamanın merkezi, nedeni ve sonucu zannetmeye bilinçsizce meyilli olmamızdadır.
Reflekslerimiz ve gururumuz, teşkil ettiğimiz et ve bilinç parçasını bir gezegene dönüştürür. Eğer dünyadaki konumumuzu doğru olarak anlayabilseydik; eğer kıyaslamak, yaşamaktan ayrılmaz olsaydı, mevcudiyetimizin ufaklığının açığa çıkması bizi ezerdi.
Ama yaşamak, kendi boyutlarına karşı körleşmektir.
Etrafınıza bakın; her tarafta vaaz veren solucanlar, her kurum bir misyonu dile getirir, tapınaklar gibi belediyelerin de mutlakları vardır, yönetimin ise yönetmelikleri - maymunların kullanımına yönelik metafizik… HEPSİ DE BÜTÜN İNSANLARIN YAŞAMINA ÇARE BULMAYA ÇABALAR.