“İyi” ve “iyi değil” için çok basit bir kuralımız var: Kompozisyon “gerçek” olmalı. Olanı yazmalıyız, gördüğümüzü, duyduğumuzu, yaptığımızı.
Örneğin “Anneanne bir Cadı’ya benziyor” yazmak yasak ama “insanlar Anneanne’ye Cadı diyor” yazmak serbest.
“Küçük Şehir güzel” yazmak yasak, Küçük Şehir bize güzel gelebilir ama bir başkası için çirkin olabilir.
Aynı ölçüde “Posta iyi” diye yazamayız, bu gerçek değil; çünkü Posta bizim bilmediğimiz kötülükleri yapabilecek biri belki. Bu yüzden yalnızca “Posta bize battaniye veriyor” yazıyoruz…
…Duyguları tanımlayan sözcükler çok belirsiz, bunları kullanmaktan kaçınıp nesnelerin, insanların kendileriyle, yani olayların sadık betimlemeleriyle yetinmek lazım.
Eve dönerken, bisküvileri, çikolatayı, elmaları ve parayı yolun kenarındaki uzun çalılıkların arasına atıyoruz.
Saçlarımızdaki okşayışı atmak mümkün değil.
Hasetin temelinde yatan ana varsayım şudur: "Ben kendi özvarlığım içinde değerli değilim; değerli olabilmem için bazı ek ilişki, nes ne, üne gereksinmem var. Bu ilişki, nesne, ün bende yok, onda var. Onun yaşamı anlamlı, benimki ise değil.
Bazı insanlar kendilerini o kadar değersiz görürler ki, ancak başkala rına sürekli yardım etmekle bir değer kazanmaya çalışırlar. Bu tür kişiler olur olmaz yerde, herkese her durumda yardım etmeye kal karlar. Esasında yardım etmeye çalıştıkları kişi kendileridir; ne var ki onlar bunun farkında değildir.