Rahatsınız. Hem ne kolay rahatlıyorsunuz. İçinizde boşluklar da yok. Neden ben de sizin gibi olamıyorum? Bir ben miyim düşünen? Bir ben miyim yalnız?...
Herkes, hayatın ağırlığından, acı verici oluşundan, düzensizliğinden yakınıyor, ama hiç kimse bir hayat inşa etmek, onu daha iyi kılmak için hiçbir şey yapmak istemiyor. Sanki biz bu hayatın dışarıdan izleyicileriyiz de bu kadere gözlerimizi kapamak zorundaymışız gibi. Herkes büyük davalar, büyük insanlar, büyük mutluluklar istiyor, onların açlığını duyuyor, ama pek az insan, kendini ve etrafındaki hayatı bu mutat adiliğinden, sersemliğinden ve sefaletinden bir milimetre olsun yükseltmeyi düşünmüyor. İnsanlar, her fırsatta borçlarını ödemekten kaçınan kötü niyetli yalancılara benziyorlar.
Görüyorsun işte, onlar, yani annemle babam kendilerini işlerinde öylesine kaptırmışlar ki, hiçliklerini akıllarının ucundan bile geçirmiyorlar, umurlarında değil... ama ben... ben yalnızca can sıkıntısı ve öfke duyuyorum...
Bak, akağaçtan kuru bir yaprak düştü. Onun bu hareketiyle kelebeğin uçuşu aynı şeydir. Tuhaf değil mi? Acınacak durumda, ölmüş bir şey capcanlı, neşeli bir şeyle aynı şeyi yapıyor.