“Televizyon ekranlarından her gün en iğrenç erotik sahneler müslüman evlerinde arz-ı endam ediyorsa; internet sayesinde en hayvanca porno görüntülerin girmediği müslüman evi neredeyse hiç kalmadıysa; on dört on beş yaşında tazecik kızlar ve körpe delikanlılar bu hayvanca porno görüntülere maruz kalıyorsa; ticaretle uğraşıp da faize bulaşmamayı becęrebilen kaç müslüman tüccar olduğu sorusu, vahim bir soru olarak cevaplanmayı bekliyorsa; alkol ve uyuşturucu kullanımı, bırakın üniversiteyi, ilköğretim seviyesine indiyse; fuhuş / zina, bırakın üniversiteyi, ilköğretime kadar indiyse ve üstelik 'çağdaşlık' adı altında, kız erkek ilişkileri olabildiğince ahlaksız boyutlara ulaştıysa; piyango veya iddia ismiyle kumar melaneti olabildiğince yaygınlaştıysa; bana söyler misiniz, cânım efendim, "İslamcılar iktidarda' sözüne nasıl inanırım ben?”
“Diplomalarımız, yüksek lisanslarımız, doktoralarımız, uzmanlıklarımız, kartvizitlerimiz, sıfatlarımız; sanki bize en önemli hakikati; 'acziyetimizi' unutturmak için tasarlanmış.”
“Ne yaşadıysanız yüzünüze yansır. İnsanın yüzü bir kitap gibi okunabilir. İfadeniz bomboşsa da hiçbir şey yaşamadığınız fark edilir. Bundan kurtulmak mümkündür; yaşayın monotonluktan uzaklaşın, gezin, görün, keşfedin başkalarıyla ilgilenin, okuyun, sevin. Bunları dolu dolu yapın ki izleri yüzünüze yansısın. Yüzünüz ifadesiz kalmasın.”
“Okur kitap arar ama, kitabında okuru bulduğunu ben çok gördüm. Açıklanabilir birşey söylemiyorum belki, ama "rastlantıların' çoğu, açıklayamadığımız için rastlantı görünmez mi?”
Bu kitabın bir şarkısı olsaydı
youtu.be/nV3WxRi3dgE?si=...
Ayfer Tunç’un "Annem Uyurgezer Geceleri" kitabını yeni bitirdim ama dürüst olmam gerekirse kitap bende beklediğim kadar büyük bir etki bırakmadı. Daha önce yazarın "Aziz Bey Hadisesi"ni okumuştu, bence o kitap çok daha güzeldi. Bu hikayede bizi Şehnaz karşılıyor; annesi ve anneannesiyle geçen yaşamını, geçmişe dönerek ve hafızasının ne kadar kuvvetli olduğunu her fırsatla vurgulayarak anlatıyor. Olayları, renkleri, hatta kokuları bile en ince ayrıntısına kadar hatırlayan bir zihni var Şehnaz'ın. Kendisi bir profesör asistanı ve hayatının merkezinde narsist profesörü "E." var. Profesöre olan bağlılığının gereksizliğini, bu ilişkinin bitmesi gerektiğini bildiği halde; bazen tek bir cümleye, bazen küçük bir davranışa nasıl tutunup kaldığını görüyoruz. E. hem narsist bir adam hem de Şehnaz’dan yaşça epey büyük. Şehnaz küçük yaşta babasını kaybettiği için başta bunun bir baba figürü arayışı olduğunu düşündüm ama sayfalar ilerledikçe Şehnaz’ın duygularında o klasik baba sevgisi arayışını pek göremedim. Yazarın bu adama isim vermeyip sadece "E." demesi de çok ilgimi çekti; acaba E harfiyle başlayan tüm erkekleri mi kastetti yoksa sadece "Erkek"in E’si miydi bu, emin değilim. Ama Şehnaz’ın bu tutkulu ve narsist figüre olan bağlılığını aslında etrafımızda çok sık görüyoruz. Psikolojik açıdan baktığımda Şehnaz’da bariz bir "kaçıngan bağlanma" hissettim; onurunun çiğnendiği, yok sayıldığı anlarda bile tek bir jestle veya zihnindeki o hayali akışa kanarak kendini yine adamın yanında buluyor.
Bir de madalyonun diğer yüzü, E.’nin karısı Eyşan var. Onları okurken aklıma hemen Vedat Türkali’nin "Bir Gün Tek Başına" kitabı geldi. Orada Günsel, Nermin’i bildiği halde Kenan’la birlikteydi ama Nermin’in