“Bedenimiz bahçemizdir, irademiz de bahçıvanı, ister ısırgan dikersin, ister kekik, ister hıyar yetiştirir, kabak ekersin, bahçeni ya tek bir bitkiye ayırabilirsin ya da bir sürü çiçekle doldurabilirsin, yeter ki sen iste! Bahçenin kısır kalması da elinde, verimli bakımlı olması da. Bunların hepsini yapmak irademize bakar.”
“Bizim on yaşındaki Numaralarımızdan biri bu matematiksel ahlak problemini yarım dakikada çözebilir; fakat onların bütün Kant'ları bunu çözememiş (çünkü Kant'lardan hiçbiri toplama, çıkartma, bölme ve çarpmaya dayanan bi- limsel etik sistemini oluşturmayı akıl edememiş).
Peki, devletin (kendisini devlet olarak adlandırmaya cüret etmişti!) cinsel yaşamı herhangi bir kontrolden yoksun bıra- kabilmesi absürd değil mi? Kim, ne zaman, ne kadar isterse... Kesinlikle bilimsel değil, vahşi hayvanlar gibi. Ve aynen vah- şi hayvanlar gibi rastgele çocuk doğurdular. Bahçeciliği, tavukçuluğu, balıkçılığı (tüm bunları bildiklerine dair kesin verilere sahibiz) bilip de bu mantıksal merdivenin son basamağı olan çocuk yetiştiriciliğine ulaşmayı başaramamış olma- ları, bizim kullandığımız Annelik ve Babalık Standartlarını akıl edememeleri komik değil mi?”
“Bazı tarihçiler o zamanlarda gece boyu sokaklarda ateşlerin yandığını, insanların bütün gece sokaklarda yürüdüklerini ve arabayla gezdiklerini anlatıyorlar.
İşte bunu hiç düşünemiyorum. O insanların akılları ne kadar sınırlanmış olursa olsun yine de böylesi bir hayatın kesinlikle toplu intihar olduğunu, sadece günden güne, yavaşça gerçekleştiğini anlamaları gerekirdi. Devlet (insanlık) birisini öldürmeyi yasaklamaktaydı ama milyonların yarı yarıya öldürülmesini yasaklamıyordu. Birisini öldürmek yani, insanın yaşam süresini 50 yıla indirmek suç, ama insanın yaşam süresini 50 milyon yıla indirmek suç değil. Peki komik değil mi?”