Ben o gece ağaca anlattıklarımın tamamını hatırlamıyorum
Belli bir yerden sonra sızdım bir kısmını hatırlıyorum
Yıldızlar çok güzeldi mesela onu hatırlıyorum
Tişörtüm sırılsıklamdı çok ağlamıştım hatırlıyorum
Kendimi asacak bir dal beğenmeye çalışmıştım hatırlıyorum
Çok içmiştim çok utanıyordum çok yalnızdım hatırlıyorum
Onu çok özlemiştim dün gibi hatırlıyorum
Benim onu sevmemin nasıl bir mucize olduğunu bilmiyor. Belki de sıradan ve vasıfsız bir şey gibi görüyor bunu. O da haklı. Neredeyse tanıyan herkes sevmiş onu. Farklı boyutlarda elbet. Ama bir şekilde sevmiş. Zaten onu birazcık tanıyan birinin kayıtsız kalması, sıradan biri gibi davranması mümkün değil. Fakat ben ne yapabilirim? Anlatamıyorum. Anlatamamamın sıkıntısı içimdeki telaşı kat be kat artırıyor. Seni en çok ben seviyorum desem, en başka ben seviyorum ve en başta, herkesten çok, en çok, en. Ne en? İçimden geçenleri bilse koşup boynuma sarılır. Oysa sadece anlatabildiğim kadarını biliyor. Anlatabildiğim kadarını. Anlatabildiğim kadarıyla ne yapılabilir? Birer çay içilebilir belki...
“Tut ki yeniden sevdim, sonumuz nasıl olur?
Günebakanlar yine güzel güzel bakar mı?
Beraber saçmalamaz mıyız kaf kef lam mim?
Annemin saçları yeniden kumrallaşır mı?
Hadi ben yenip zamanı seni yeniden sevdim
Peki ya sen
Ya uzam
Ya araya girip çıkan
Onca yol
Onca insan
Görmüyor musun arkamızda ölülerden bir orman
Önümüzde muhtemel bir cinayet!”
Ve ben şimdi buradaydım işte, kapalı bir çember içindeydim. Aynı yerde dönüp durmaya devam ediyordum. Hiçbir yere varamayacağımı biliyor ve buna engel olamıyordum. Ama devam etmek zorundaydım. Devam etmezsem hayatta kalmayı başaramazdım ki.