ezel

ezel
@starhwa
drinking a bottle of red
Ben o gece ağaca anlattıklarımın tamamını hatırlamıyorum Belli bir yerden sonra sızdım bir kısmını hatırlıyorum Yıldızlar çok güzeldi mesela onu hatırlıyorum Tişörtüm sırılsıklamdı çok ağlamıştım hatırlıyorum Kendimi asacak bir dal beğenmeye çalışmıştım hatırlıyorum Çok içmiştim çok utanıyordum çok yalnızdım hatırlıyorum Onu çok özlemiştim dün gibi hatırlıyorum
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Sonra gülüşün geldi aklıma ve içimden dedim ki; yine gelsen yine severim seni.
Benim onu sevmemin nasıl bir mucize olduğunu bilmiyor. Belki de sıradan ve vasıfsız bir şey gibi görüyor bunu. O da haklı. Neredeyse tanıyan herkes sevmiş onu. Farklı boyutlarda elbet. Ama bir şekilde sevmiş. Zaten onu birazcık tanıyan birinin kayıtsız kalması, sıradan biri gibi davranması mümkün değil. Fakat ben ne yapabilirim? Anlatamıyorum. Anlatamamamın sıkıntısı içimdeki telaşı kat be kat artırıyor. Seni en çok ben seviyorum desem, en başka ben seviyorum ve en başta, herkesten çok, en çok, en. Ne en? İçimden geçenleri bilse koşup boynuma sarılır. Oysa sadece anlatabildiğim kadarını biliyor. Anlatabildiğim kadarını. Anlatabildiğim kadarıyla ne yapılabilir? Birer çay içilebilir belki...
“Tut ki yeniden sevdim, sonumuz nasıl olur? Günebakanlar yine güzel güzel bakar mı? Beraber saçmalamaz mıyız kaf kef lam mim? Annemin saçları yeniden kumrallaşır mı? Hadi ben yenip zamanı seni yeniden sevdim Peki ya sen Ya uzam Ya araya girip çıkan Onca yol Onca insan Görmüyor musun arkamızda ölülerden bir orman Önümüzde muhtemel bir cinayet!”
Ve ben şimdi buradaydım işte, kapalı bir çember içindeydim. Aynı yerde dönüp durmaya devam ediyordum. Hiçbir yere varamayacağımı biliyor ve buna engel olamıyordum. Ama devam etmek zorundaydım. Devam etmezsem hayatta kalmayı başaramazdım ki.