Tahminen M.Ö. 2100-1200 yılları arasında yazıya geçirilen eser, insanoğlunun ilk yazınsal ürünü, ilk başyapıtıdır. Bu kadar eski olmasının yanında destan şaşırtıcı derecede anlaşılır. Hatta insanlığın ortak sorununa değinir. Üstüne filmler, diziler kitaplar yazılmış, bunu okuduktan sonra "Bu filmde de bu tarz olaylar var!" diyebileceğinize inanıyorum! :)
Peki bu destan neyi anlatmakta?
Gılgamış Destanı, Mezopotamya’da yaşamış olan Uruk Kralı Gılgamış’ın ölümsüzlük arayışını anlatan bir destan. Gılgamış'ın 2/3'ü tanrıdır ve halkına zulmeder. Tanrıça Aruru, onu durdurmak için Enkidu adında vahşi bir adam yaratırlar. Gılgamış ve Enkidu, birbirleriyle savaştıktan sonra dost olurlar ve birlikte birçok macera yaşarlar. Ancak, Enkidu, Gök Boğası’nı öldürdükleri için tanrılar tarafından ölüme mahkûm edilir. Enkidu’nun ölümünden sonra Gılgamış, ölüm korkusuyla sarılır ve sonsuz yaşamın sırrını bulmak için uzun ve tehlikeli bir yolculuğa çıkar. Gılgamış, ölümden kaçamayacağını anlar.
Burada fark ettiğim, hoşuma giden küçük bir detay var.
Kazıbilimcilerin ve araştırmacıların 150 yıllık uğraşları sonucunda, destanın yaklaşık 2/3'ü elimize geçmiştir. Maalesef ki son yüzyılda o bölgeye atılan bombalar sonucunda geri kalan destana ulaşmak imkansız hale gelmiştir.
Gılgamış'ın ise annesi tanrıça ve babası ise ölümlüdür. Destanda yarı tanrı olarak geçen Gılgamış'ın 2/3'ü ilahi, 1/3'ü ise insan olarak geçer ve biz de tabletlerin 1/3'ünü insan aptallığından, kısaca insanlığımızdan dolayı kaybettik. :)
Destanda beni etkileyen şeyler:
Destanda belki de beni en çok etkileyen şey, kitabı bu kadar net bir şekilde anlayabilmem oldu. Kitabın yazılışının üstünden 4000 yıl geçmesine rağmen kitap anlamsız değildi. Kitabı anlayabildim! Sadece sade dilden bahsetmiyorum, kitabı tam anlamıyla