Her akıllı insan hayatın güzel bir şey olduğunu, amacının da mutlu olmak olduğunu bilir. Ama sonra yalnızca aptallar mutlu olur. Nasıl izah edeceğiz bunu?
Aslında kimse, onu yaşarken hayatının en mutlu anını yaşadığını bilmez. Bazı insanlar kimi coşkulu anlarında hayatlarının o altın anını "şimdi" yaşadıklarını içtenlikle (ve sık sık) düşünebilir ya da söyleyebilir belki, ama gene de ruhlarının bir yanıyla bu andan da güzelini, daha da mutlu olanını ileride yaşayacaklarına inanırlar. Çünkü özellikle gençliğinde, hiç kimse bundan sonra her şeyin daha kötü olacağını düşünürek hayatını sürdüremeyeceği gibi, insan eğer hayatının en mutlu anını yaşadığını hayal edebilecek kadar mutluysa, geleceğin de güzel olacağını düşünecek kadar iyimser olur.
Ve ben, eskinin mistiği, Tanrı'dan daha büyük, daha güçlü olmanın ne demek olduğunu düşünüyordum. Aden ve Havva Sen'i hayal kırıklığına uğrattında onları cennetinden kovdun. Nuh'un kuşağı hoşuna gitmediğinde Tufan'ı getirdin. Sodom'a merhamet etmez olduğunda gökten ateş ve kükürt yağdırdın. Fakat hayal kırıklığına uğrattığın, işkenceye maruz bıraktığın, boğazlattığın, gazlattığın, ölüm fırınlarına gönderdiğin tüm o adamlar ne yapıyorlar? Sen'in önünde dua ediyorlar! Adını yüceltiyorlar!
Bu acı ölüm değildi, sersemlemiş bilincinde bocalayarak dolaşan düşünceydi. Ölüm acı vermezdi. Hayattı, hayatın sancısıydı bu feci, bu insanı boğan his. Hayatın ona vurduğu son darbeydi.