Ben bir kuş değilim ve hiçbir ağ beni kapana kıstıramaz: Ben kendi bağımsız iradesine sahip, özgür bir bireyim!
Victoria Dönemi İngiltere'sinde geçen, tutuculuğun kol gezdiği bir zamanda sınıf ayrımını, toplumdaki dini baskıyı ve büyük bir aşkı anlatan muazzam bir roman. Kimilerine göre kadın haklarına karşı ilk savunmaları içeren kitaplardan. Zira kitapta bolca kadının toplumdaki yeri eleştirilmekte. Kadının pasif, sadece ev işleri yapan, dünyası dört duvar arasından ibaret olan yaşamına karşı çıkış var. Ana karakter de hem bunlara, hem de sevdiği adama karşı kendinden ödün vermeden güçlü bir şekilde ayakta duran bir kadın. Küçük yaşta yetim kalan Jane Eyre'nin yengesinin yanında kaldığı zamanlarda çektiği işkencelerle başlayan kitap sonrasında yatılı bir okula verilmesi oradan da mürebbiye olarak ayrılıp Mr. Rocherster'ın konağında işe başlamasıyla devam ediyor. Evin beyiyle olan naif aşklarını açıkçası gülümsemeden okumam pek mümkün olmadı. Jane'in her zaman kendini bilen, kararlı, gitmesi gerektiği yerde gitmesini bilen tutumları hayranlık uyandırıcıydı. Özellikle dönemin koşulları da göz önüne alınarak okununca bence haklar açısından çok kıymetli bir eser. Yalın bir aşk romanının çok ötesinde. Bronte kardeşlerin döneminde kadınların ciddiye alınmamasından dolayı erkek ismi ile yayınladıkları bir şiir kitapları da var. Benim oldukça ilgimi çeken bu kardeşlerin hepsinin kaleminin birbirinden iyi olduğuna eminim. Bundan sonra okuyacağım kitap kesinlikle uğultulu tepeler olacak. Arka arkaya okumak mükemmel bir keyif verecektir eminim ki.