Pürdikkat kitabı, dikkat dağınıklığıyla baş etmeyi somut bir çerçevede ele alıyor. Yazar oluşturduğu davranış modeliyle meseleyi dışarıdaki gürültüden uzaklaştırıp gürültüyle kurduğumuz ilişkiye yönlendiriyor.
Yazarın oluşturduğu model temel adımlardan oluşuyor: içsel tetikleyicilerde ustalaşmak, dışsal tetikleyicilerin izini sürmek ve dikkat dağıtıcıları engellemek.
Yazara göre dikkatimizi yeniden kazanmanın ilk adımı, içsel dünyamızda neler olup bittiğini anlamak. Sonra ise etrafımızdaki dışsal tetikleyicileri mercek altına almak. Bu iki adımı atlayarak yapılan müdahaleler yazara göre eksik müdahalelerdir ve başarısızlıkla sonuçlanması çok muhtemeldir.
Tüm bu çabanın temelinde şu gerçek yatıyor: Zaman, sahip olduğumuz en önemli şey. Ve zamanı yönetmek, aslında acıyı yönetebilmekten geçiyor. Rahatsız edici duygulardan kaçmak yerine onlarla durabilmek, dikkatimizi istediğimiz yöne kanalize etmenin ön koşulu. Zaten insan, rahat olmak için yaratılmamıştır. Kitapta da belirtildiği üzere: “Tatmin olmuş hissetmek canlı türleri için iyi değildir. Bugün var olmamızın nedeni, atalarımızın sürekli endişeli olmak üzere evrimleşip daha çok çalışıp çabalamalarıdır.” Yani dikkatimizi geri kazanmaya çalışırken hissettiğimiz stres hayatın doğal bir parçası. Mesele bu stresi doğru yönetebilmek.
Ayrıca yazar kitapta pürdikkat kişiyi; kendine, ailesine, arkadaşlarına ve işine vakit yaratabilen ve bu yaratılan vakti doğru yönetebilen kişi olarak tanımlıyor. Yani dikkatimizi kazanmak kendimiz ve çevremiz için yapmak istediklerimiz konusunda da oldukça önemli.
Sonuç olarak, Pürdikkat bize asıl sorunun dışarıda değil, kendi içimizde başladığını gösteriyor. Dikkatimizi geri kazanmak teknik bir mesele değil, bir farkındalık ve tercih meselesi. Ve bu tercihi yapmak, her şeyden önce