kitap hakkında çok fazla şey yazmam gerekiyormuş gibi hissediyorum. ama gerçek şu ki kimsenin okumasını beklemeden fikir belirteceğim, çünkü şahsen benim okumak istediğim ya da beni alâkadar ettiğini düşündüğüm kitap incelemeleri haricinde hiçbir yazıyı okumuyorum, akışımdakiler de dâhil. bu gereksiz ön bilgiden sonra, ne kadar uzayacağı hakkında bir fikrim olmayan incelememe geçeyim.
kitabın girişi, gelişmesi ve sonucu, düşününce birbirinden alâkasız ve beklenmedik oluyor. tırmandırılmış bir kurgu ve her kapı yeni bir kapıyı açıyor. sabırlı birisi sayılmam fakat nasıl dayandım bilmiyorum, sürekli yeni karakterler, soruşturmalar, kanıtlar, cinayetler ve ifade veren “şüpheli” ya da “masumlar”. kitabın ismi üzere, ana konusu ilerledikçe Şeytan’ı ele almaya başlıyor ve sürüyle Kahraman Karizmatik Mat’in (ana karakter) zihin çatışmaları da bunun peşinden geliyor. hattâ, yalnızca zihniyle kalmıyor, zaman zaman bir magandaya dönüşüp tünellerde çatışmalara konu oluyor. yazar bu çeşit sahneleri gerçekten bir film senaryosu edâsıyla yazmış üstelik kitapta cinayet soğukluğundan çok, duygulara yer vermiş, Fransız dürtüleri muhtemelen.
bu yazdıklarım kitabın diliyle alâkalı birkaç cümleydi. şimdi asıl kafa kurcalayan kısımlar geliyor. kurguda 8 günü yaklaşık 200 sayfaya yaymak gibi insanı canından bezdiren kısımlar var. ama her nasılsa resmen süründüre süründüre kendini okutuyor. tarihleri ve saatleri bölüm bölüm ayrılmış olduğundan, okuyucu için konuya odaklanmak biraz zorlaşıyor ve bu da yazara kurgusunu genişletme ve tırmandırma yolunda bir fırsat. (tepe tepe kullanmış, sağolsun.) akıl yolunun dışında kullanılan cinayet ya da sağlık yöntemleri, kitabın merak meyvesi bunlar ve bunlar olmasa yazarın sepeti bomboş kalırmış gibiydi. bol araştırma ve tabii hayalperestlik sonucu,