Puan vermedi·224 syf.··
2026 55. kitabı
Ömer Doruk Koç’un “Suç Mahalli” kitabı, ilk bakışta birbirinden ayrı cinayet dosyalarının çözüldüğü bir polisiye roman gibi görünse de, derinine indikçe bütün vakaların aynı büyük fikre bağlandığı görülüyor: Her suç, yalnızca işlendiği anla açıklanamaz; geçmişte biriken acılar, travmalar, hırslar, suskunluklar ve adalet arayışı o suçu doğuran asıl zemindir. Kitabın bölüm başlıklarında yer alan sözler de bunu destekliyor. “Her suçun faili, geçmişteki başka bir suçun mağdurudur” cümlesi, romanın merkezindeki düşünceyi en net biçimde anlatıyor. Olay örgüsünün merkezinde Başkomiser Kemal Adalı ve yardımcısı Mesut Kara var. Kemal Adalı, yalnızca suçluyu yakalamaya çalışan bir polis değil; olay yerindeki en küçük ayrıntıyı, insanların yüzündeki değişimi, suskunluklarını ve yanlış söyledikleri cümleleri okuyabilen sezgisel bir karakter. Mesut Kara ise hem onun yanında öğrenen hem de olayların insani ağırlığını daha fazla hisseden bir karakter gibi duruyor. Bu ikili sayesinde roman, sadece kanıt takibi üzerinden değil, psikolojik çözümleme üzerinden de ilerliyor. Kitapta Reşat Yıldırım’ın otel odasındaki ölümüyle başlayan ilk vaka, okura şunu gösteriyor: Bir insanın ölümü, onun yaşarken kurduğu bütün sorunlu ilişkileri açığa çıkarabilir. Reşat’ın çevresindeki kişiler; kırgınlıkları, çıkarları, aşkları, kıskançlıkları ve sakladıkları sırlarla olayın içine çekiliyor. Ardından Saffet Akkuş vakasında miras, aile içi hesaplar ve geçmişten gelen tehditler öne çıkıyor. Hilmi Terzi ve Mor Kulübe bağlantısında toplumsal şiddet, kadınların sığındığı alanlar ve korku atmosferi belirginleşiyor. Stadyum cinayetinde ise fanatizm, kalabalık öfkesi ve toplumun kolayca şiddete sürüklenebilen yüzü anlatılıyor. Sonlara doğru “Saat Altı” bölümünde seri cinayet havası güçleniyor; kadın kurbanlar,
Suç MahalliÖmer Doruk Koç · İkinci Adam Yayınları · 20232 okunma
8/10
·152 syf.··
2026 18. kitabı
Çok rahat çok profesyonel yazılmış bir kitap. Okurken kelimeler birbirini takip ediyor gibi, şiir gibi bir kitaptı. Çok beğendim.Bir yolculukta, bir tatilde, çimlerde uzanırken okuyormuş gibi hissettim her sayfada. Kitapta altını çizdiğim bazı yerler: - Ayrılmak istemediğin bir yerde bıraktığı nesne, oraya bağlı kalmanın bir yoludur. Dönmeyi ummanın bir yolu. (Bu cümle beni bir süre etkisini aldı, sanki cümleyi yaşadım, harika bir cümle.) - Kendimi aynı anda hem kalabalığın bir parçası gibi hissediyor hem de bu kalabalığa bir kulenin tepesindeymişim gibi yukarıdan bakabiliyordum. (Mecidiyeköy'de metrobüsten m2 ye geçerken genelde hissederim :)) - Ruhun gerçekten karanlıklar içine düştüğü gecede saat daima sabahın üçüdür. (Kitabın adıda burdan geliyor ve bence bu cümleyi okuduktan sonra tam kitabın adına yaraşır bir kitap olduğunu anladım. Çünkü hem çok sade hem de altı çok dolu bir kitap aynı adı gibi.) Hemen hemen herkesin ailesindeki çoğu kişiyi tam olarak tanımadığını düşündüğümüzde özellikle baba-oğul ilişkisinin çok önemli olması gerekirken aslında yabancı olmamız üzerine bir kitap. Yani babamızı tanıdığımızı zannederken aslında bunlar bizim ön yargılarımız olabiliyor ve ona söz hakkı vermezsek ya da babamızla vakit geçirmezsek bu şekilde devam edebiliyor. Bu kitapta babasını lise sonda bir kez daha tanıyan ve onu daha çok seven bir gencin hikayesini dinliyoruz. Çok sade bir konu olmasına rağmen çok derin anlatılması gerçekten ben etkiledi.
Sabahın ÜçüGianrico Carofiglio · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20254,030 okunma
Reklam
Ne zaman yalnız kalırsın?
9/10
·200 syf.··
Beğendi
·
2026 41. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 14:33
“Ne zaman tam anlamıyla yalnız olduğumuzu biliyor musun? dedi. Kalabalıkların arasındayken, dedim.” Yazara göre ölüm anında bana göre kalabalıklarda. Varmış gibi olan her şey ve herkeste. Koca bir ailenin üyesiyken, sınıfın en gözde öğrencisiyken, evdeyken, dışarıdayken… Kısacası anlaşılmanın zerre kenarında olmadığın zaman dilimlerindeyken. Bu da ölümle eş değer belki de… Bilemiyorum. Anlaşılmak, değer görmek insanı yalnızlığından çıkarıp bambaşka bir öz şefkatle tanışıtırır. O yüzdendir ki insan toplulukların içinde “yeteri” kadar yalnız hisseder. Gelelim kitabaaa: Ne desemmmmm ne yazsam tam anlatabilirim bilmiyorum. En azından deniyorum şu an. Kısa öykülerden oluşuyor. Kısa notlar aldım anca böyle toparlayabiliyorum. Genel tema bireyin toplumsal yalnızlığı.(en sevdiğim) Başarının, büyülü bir ritüel olarak yada takıntılı bir inanç üzerinden toplumun kahramanlık figurüne dönmesi, hem bireysel hem toplumsal yalnızlığı daha da derinleştirmiş. Yani her bireysel başarı veya yükseliş arkasında sessiz bir toplumsal travma ya da baskı barındırıyor. Yazar hikayeyi okura açık açık anlatmak yerine ipuçları bırakarak, bizim insiyatifimize bırakmış. Yani “çıkarım” zamanı. Bir kuşağın gerçekleştirmek için yıllarını harcadığı hayalleri ve hayal kırıklıkları çarptı yüzüme. Bazen gerçekleştirilmiş hedefler geç kalınmış mutluluk olarak karşımıza çıkıyor. Kişinin ne vakti ne de ruhsal tatmini onu doyurmaya yetiyor. Biriktirilen yılların sembolik karşılığını alma çabasından başka bir şey olmuyor ve beklediği içsel huzur ise asla gelmiyor. Hikayeler kitabın genelinde hissedilen boşluk ve bireysel yalnızlığı tamamlıyor. Ekstrem ve sarsıcı imgelerle karakterlerin boşluğunu, arzularını,aradıkları anlamla kurdukları kopukluk çok keskin. Umarım sadece ben böyle hissetmemişimdir. Şu soruyu
Katil OrospularRoberto Bolano · Can Yayınları · 2017120 okunma
2/10
·232 syf.··
2026 55. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 14:26
Helloooo Aha öncelikle size bu görselle yeşil zehirlenmesi yaşattığımı için çok sory Hafta sonu dizi mi kitap mı tercihimi kitaptan yana kullanmış olmak üzdü beni. Kitap güzel olsaydı pişmanlık duymazdım ama büyük heveslerle aldığım kitabın bu denli flop olması banada sürpriz oldu. Bir kere esas kız Cinnamon inanılmaz itici bir karakter. Ayyaş ayyaş gezmek eğlenceli değil aptallıktı ama beni rahatsız eden daha çok hareketleri ve tavrırları oldu. O kadar kaba ki şu da çok sevimli diyebileceğim hiçbir bir özelliği yok. Kitabın adından da anlaşılacağı üzere, sarkoşken bir iblisi kurtarıyor. İblis Fallon kendisini kurtaran Cin ile bir anlaşma yapıyor ve işin sonunda herkes mutlu olacak. Cin, tüm kasaba halkı farkında sevilen ve sayılan (dualar edilen demeyeceğim) Kraliçe diye düşündükleri kişinin aslında öyle olmadığını baya baya kötü biri olduğunu, Fallon dahil birçok iblisi büyüsü altına aldığını öğreniyor. Fallon büyüden kurtulmak için Cin'den yardım ister. Buna tehditli yardımda diyebiliriz. Söylememe gerek var mı bilmem ama Fallon'u da sevmedim. Yorumlar içerisinde asla bahsi geçilmeyen bir sahne var ki bence o kısım şüpheli rızaya giriyor. Dönüp o kısmı iki kez okudum ikisinde de aynı noktadayım. Kitap 230 sayfa olunca herşey bir filmin fragmanı gibi ilerliyor be bitiyor. Seri üç kitaplık bir seri ve üçüncü kitap kayıp kardeşin hikayesiymiş, bi merak ettim gibi ama alır mıyım? Bence hayır 🫩 Önerir miyim? Ona da hayır. Zaman ve para kıymetli.. Almayın OKUMAYIN ve OKUTMAYIN KitapRüyasından Sevgilerle
Sarhoştum ve Bir İblisi KurtardımKimberly Lemming · Nox Yayınları · 202630 okunma
Allah'ım Allah'ım ben ne okudum öyle
9/10
·395 syf.··
Beğendi
·
2026 24. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 13:47
Harry Potter serisi'nin üçüncü kitabı ile sizlerleyim Azkaban Tutsağı’yla birlikte Rowling bize şunu söylüyor: "Dünya siyah-beyaz değil Harry. Bazen canavar sandığın şey, senden daha insan." Bu kitaptan sonra anlıyorsun ki asıl Azkaban dışarıdaymış. Hani şu "herkesin doğru bildiğini" sorgulamadan kabul ettiğimiz yer. Sirius Black, Lupin, hatta Snape... Hepsi birer önyargı dersi. Şu snape ve malfoy olacak o şahsa çok sinirlendim çok sinir bozuculardı Zaman Döndürücü kısmı en sevdiğim kısım oldu diyebilirim Herkesin bir Zaman Döndürücüsü olsa neyi düzeltirdin? Rowling cevabı veriyor: Hiçbir şeyi. Çünkü geçmişi kurtarmaya çalışırken bugünü kurtarıyorsun aslında. Serinin en akıcı kitabı bu. Sayfalar uçuyor çünkü her bölüm "aa öyle miymiş" dedirtiyor. Marauder’s Map, Hippogriff, Patronus... Çocukken okuyup "keşke bende olsa" dediğimiz her şey burada. Ama asıl sihir şu: Kitap bitince sen de Harry gibi anlıyorsun. Kimse masum değil, kimse tam suçlu değil. Herkesin bir hikayesi var. Hatta Azkaban’da bile.
Edebiyat
Harry Potter ve Azkaban TutsağıJ. K. Rowling · Yapı Kredi Yayınları Yayınları · 202242,3bin okunma
7/10
·152 syf.··
Beğendi
·
2026 3. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 13:58
Serkan Karaismailoğlu’nun Kalk Bi Dopamin Demle kitabı, dopamini yalnızca “mutluluk hormonu” gibi yüzeysel bir yerden değil; motivasyon, ödül, alışkanlık, tatminsizlik ve sürdürülebilir başarı ekseninde ele alan akıcı bir metin. Kitap, modern insanın sürekli daha fazlasını isteme hâlini sade örneklerle açıklıyor. Özellikle insanın yalnızca mutlu olmayı değil, başkalarından daha mutlu olmayı istemesi üzerine yaptığı vurgu, çağımızın kıyas ve tatminsizlik döngüsünü güzel yakalıyor. Bence kitabın en güçlü tarafı, dopamini tamamen kaçınılması gereken bir şey gibi değil; doğru yönetilmesi gereken bir araç gibi ele alması. Kitabın ana fikri şu noktada belirginleşiyor: Büyük bir dopamin zirvesinden sonra freni hayat kendiliğinden çekerse bu bizi kötü hissettiriyor; ama frene bilinçli olarak biz basarsak, süreci daha sağlıklı yönetebiliyoruz. Bu yüzden kitap; ödülü sürekli büyütmek yerine, ödül kaynaklarıyla mesafe kurmayı, iç ve dış motivasyonu doğru yerde kullanmayı ve uzun soluklu işlerde dopamin dengesini korumayı öneriyor. Okurken altını çizdiğim en önemli düşüncelerden biri, fikrin eylemle desteklenmediği sürece zihinde sınırlı kalacağıydı. Çünkü motivasyon tek başına yeterli değil; onu davranışa dönüştürmek gerekiyor. Kalk Bi Dopamin Demle, bilimsel dili ağırlaştırmadan gündelik hayata temas eden, okuru hem düşündüren hem de kendi alışkanlıklarını gözden geçirmeye çağıran bir kitap. Özellikle erteleme, ödül bağımlılığı, tatminsizlik ve sürdürülebilir motivasyon üzerine düşünenler için pratik değeri olan bir okuma.
Kalk Bi Dopamin DemleSerkan Karaismailoğlu · Ortapia Yayınları · 20246,6bin okunma
Reklam
Reklam