Suat

@suatmd·
·
sabitlendi
"Ferry’’e göre amor fati, şimdide olanı yani olduğu haliyle gerçeği sevmektir; daha az ummaktır, daha az hayıflanmaktır; olandan başasını istememektir. Şayet her şey zorunluysa vicdan azabı, pişmanlık ve geleceğe yönelik endişeler anlamsızdır. Her şeyin zorunlu olduğu kavranırsa bunlar ortadan kalkacaktır. Ferry’e göre, Nietzsche bizi “şimdide” yaşamaya davet eder. Bizleri geçmiş ve geleceğin ağırlığından özgürleştirmeye çalışır. Geçmişe yönelik vicdan azaplarından ve geleceğe yönelik endişelerden kurtarmak ister. Kurtuluşumuz ancak böyle bir dinginlikle mümkündür."
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Tüm o zahiri zıtlıklar bir yerlerde, izdivaçlarının ilahisini söyledikleri bir noktada bir araya gelirler; ve orası - hemen yanı başımız- kalbimizdir!
Sayfa 85·Kitabı okuyor
Hayır, ölümü sevelim demiyorum; ama hayatı öylesine cömertçe, öylesine hesapsızca ve ayıklamadan sevmeliyiz ki ölüm, yani hayatın yüz çevrilmiş yarısı da ister istemez bu sevgiye dahil olsun- aslında aşkın o muazzam çalkantılarında yaşanan her zaman budur; ne engelleyebilir ne de belirleyebiliriz bu çalkantıları !… Hayat aynı anda “hem evet hem de hayır” der. Ölüm ise, lütfen buna inanın, gerçekten “evet” diyendir. Sadece evet der. Sonsuzluğun huzurunda.
Sayfa 84·Kitabı okuyor
Tarihin sonu bakış açısı, pratikte Tanrı’nın kadir-i mutlak konumu atfettiğimiz dahi bir kılavuzun yolu olarak benimsendiğinde, tarihsellik askıya alınmakla kalmaz; bilinçli ve etkin devrimci eylem mümkün olsa bile demokrasiye yer kalmaz. İşte bu yüzden tarihte yeter neden ilkesini bir yana bırakmak ve Tanrı yada mutlak bilgi karşısında insanın sonluluğu bakış açısına dönmek önemlidir.Yeter neden ilkesi şüphesiz tarihin hareketine katkıda bulunan neden ve sonuçları araştırmaya yön veren (Kant’ın bu ifadeye verdiği anlam uyarınca) “düzenleyici bir ideal” olrak kalacaktır. Ancak artık onun, tarihin hakikatinin anahtarı olduğu düşünülmeyecektir.
Sayfa 140·Kitabı okuyor
Spinoza'nın söylediği, benim de inandığım gibi arzu insanın özüyse, ancak insanlığımızdan, hatta hayvanlığımızdan sıyrıldığımız taktirde bütün arzularımızdan kurtulabiliriz, yani bir cesede ya da bir tanrıya dönüşürsek! O kadarı bana yetmez! Arzunun kökünü kazımak değil mesele, başka türlü arzulamak. Arzu iki farklı şekilde düşünülüp yaşanabilir; ya Platon'un dediği gibi ya da Spinoza'nın. Platon'a göre, arzu eksikliktir. Sadece sahip olmadığınız şeyi arzularsınız...Arzuyu başka türlü düşünmek -ve yaşamak mümkündür: Platon'a göre değil, Spinoza'ya göre. Spinoza'ya bakacak olursanız, arzu eksiklik değil güçtür; cinsel güçten ya da iştahtan bahsederken kullandığımız anlamda güç. Cinsel güç eksik olanı arzulamak değil (buna yoksun kalmak denir), ama tam tersine, eksik olmayan, yanımızda olan, kendini teslim eden kadından ya da erkekten zevk alma yeteneğidir. İştahlı olmak yiyecek sıkıntısı (açlık) çekmek anlamına gelmez; eksikliği çekilmeyen yiyecekten zevk alabilme gücüdür. Yemeğin başında konuklarınıza açlık olsun değil ("dilerim yiyeceksiz kalırsın!"), afiyet olsun dersiniz: "Görüyorsun, yiyecek sıkıntısı yok, bir kuş sütü eksik, dilerim bu yemekten keyif alacak gücün olur." Arzuları yok etmek değil mesele, onları dönüştürmek - eksik olanı arzulamaktan vazgeçip eksik olmayanı, başka bir deyişle var olanı arzulamaya geçmek. Olmayanı arzulamak, umut etmek demek; var olanı arzulamak ise sevmek. Dolayısıyla biraz daha az umut besleyip, biraz daha çok sevelim.