Spinoza'nın söylediği, benim de inandığım gibi arzu insanın özüyse, ancak insanlığımızdan, hatta hayvanlığımızdan sıyrıldığımız taktirde bütün arzularımızdan kurtulabiliriz, yani bir cesede ya da bir tanrıya dönüşürsek! O kadarı bana yetmez! Arzunun kökünü kazımak değil mesele, başka türlü arzulamak. Arzu iki farklı şekilde düşünülüp yaşanabilir; ya Platon'un dediği gibi ya da Spinoza'nın. Platon'a göre, arzu eksikliktir. Sadece sahip olmadığınız şeyi arzularsınız...Arzuyu başka türlü düşünmek -ve yaşamak mümkündür: Platon'a göre değil, Spinoza'ya göre. Spinoza'ya bakacak olursanız, arzu eksiklik değil güçtür; cinsel güçten ya da iştahtan bahsederken kullandığımız anlamda güç. Cinsel güç eksik olanı arzulamak değil (buna yoksun kalmak denir), ama tam tersine, eksik olmayan, yanımızda olan, kendini teslim eden kadından ya da erkekten zevk alma yeteneğidir. İştahlı olmak yiyecek sıkıntısı (açlık) çekmek anlamına gelmez; eksikliği çekilmeyen yiyecekten zevk alabilme gücüdür. Yemeğin başında konuklarınıza açlık olsun değil ("dilerim yiyeceksiz kalırsın!"), afiyet olsun dersiniz: "Görüyorsun, yiyecek sıkıntısı yok, bir kuş sütü eksik, dilerim bu yemekten keyif alacak gücün olur." Arzuları yok etmek değil mesele, onları dönüştürmek - eksik olanı arzulamaktan vazgeçip eksik olmayanı, başka bir deyişle var olanı arzulamaya geçmek. Olmayanı arzulamak, umut etmek demek; var olanı arzulamak ise sevmek. Dolayısıyla biraz daha az umut besleyip, biraz daha çok sevelim.