Suat

Bergson’a göre psikolojik hayatımızı dokuyan kumaş, ancak ve ancak zamandır. Ruhi bir süreç olan zaman, anların birbirini takip etmesi değildir. Eğer zaman, anların birbirini takip etmesi olsaydı. “hal”den (present) başka bir şeyin olmasına imkan kalmaz, geçmişin uzaması, tekamül ve somut süre asla olamazdı.
Sayfa 80·Kitabı okudu
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Zeka ve bilim tek başına ne hayatı ne ruhu ne yaratmayı ne oluşu ve süreyi hatta ne de bütün olarak evreni anlayabilir. Eğer felsefe de sadece akıl ve zekaya dayanıyorsa, onun yaptığı da bilimin yaptığından daha farklı bir şey olmayacaktır. Oysa felsefenin görevi ve amacı, bilimsel ve görece hakikatlere varmak değildir. Felsefe, mutlak’ın peşinde olmalı ve hakikatı doğrudan kavrayan bir bilme vasıtasıyla mutlak olanın hakikatine ulaşmalıdır. Bergson’a göre böyle bir yeti vardır ve bu yetinin adı sezgidir.
Sayfa 72·Kitabı okudu
Bütün bunlara rağmen felsefe, perhizi ya da çileciliği savunmaz. Epikuros hariç; o, yaygın inanışın aksine, sadece ekmek ve su ile bir filozof ziyafeti yaratabilecek yetenektedir. Epikuros'un öğretisi bir kenara bırakılırsa, felsefe kokusuz ve tatsız soyut bir mutfak değildir çünkü soyutlama kendi başına bir hazdır ve felsefe yapmamızın nedeni hem zihinsel hem de duyusal bir haz vermesidir. Güçsüzleştiren ve cesaret kıranı değil, güçlendiren ve kuvvet veren şeyi geliştirmeliyiz. Gözyaşları ve ağıtlar meseleyi daha derinlemesine anlamamıza yardımcı olmaz; onlar yalnızca çaresizliğimizin, bizi eksilten her şeyin ifadesidir. "Bu nedenledir ki şeyleri deneyimlemek ve onlardan olabildiğince (tabii ki bezginlik derecesinde değil çünkü bu artık haz almak değildir) haz duymak bilgece bir davranıştır."
Sayfa 68·Kitabı okudu
Şölenlerimiz, kokteyllerimiz, gecelerimiz, gezmelerimiz karnımızı da ruhumuzu da doldurmadan çoğalarak geçer gider. Haftalarımızı doldursun istediğimiz bu geçici kermes havası, yaşamaya değer bir hayat sürmüyor olmanın sıkıntısını besler ve sonunda bir muhasebe defterinin acınası tekdüzeliğine dönüşür: "Bizi düğünlerin, ziyafetlerin debedebeli hayatlarından daha fazla mutluluktan uzaklaştıran başka bir yol herhalde yoktur çünkü sefil varlığımızı bir eğlence, zevk ve haz silsilesine dönüştürme peşinde bir hayal kırıklığından diğerine savruluruz, bunların mecburen peşi sıra gelecek olan, bu dünyada birbirimize söylediğimiz yalanları saymıyorum bile" diye yazar Schopenhauer.
Haz, zevk ve sevinçtir; oysa arzu harekettir: Döner, öğütür, ilerler, oyalanır. Arzu çalışkandır, üretkendir; haz ise tembel ve tefekküre dalandır. Arzu, tatminle son bulmaz, tıpkı açlık, susuzluk ve cinsel çekim gibi giderildiğinde ortadan kalkan ihtiyaçtan farklı olarak, tam tersine ondan yeniden doğar. Arzu arzuyu ister; öyle ki her tatmin edilen arzu yerine on yeni arzu doğar: "Hiçbir dileğin tatmini kalıcı ve değişmez bir memnuniyet temin edemez. Bir dilenciye attığımız sadaka gibidir: [sadaka] dilencinin sefaletini yarına kadar uzatmak üzere sadece bugün hayatını kurtarır