Stoacılar-MÖ. 4. yüzyılın Yunan hocalarından MS. 2. yüzyılın Roma İmparatoru Marcus Aurelius'a kadar insanlık dışı ve yasaklayıcı karakterleriyle ayıplanmaktan hiç kurtulamadılar: tutkusuz yaşamak sadece imkansız değil ayrıca cazip de değildir. Bu bir taşın yaşamını sürmek olurdu, cansız kansız. Seneca'nın karşı geldiği şey tutkulara bağlılığımız, tutkuların bizi derinlerine batırdığı, bizi onları "defetmek yerine mazur görmeyi" seçmeye kışkırtan körlük. [Tutkunun] ..."İstediğimizde, yapabiliriz": tutkuya karşı, doğrudan "istemek yeter, sonra hemen olur" diyen Stoacı öğretiden esinlenilmiş tek çare budur.
Tutkulu olmak, ihtiyaçların üstünde yaşamayı istemektir, daha fazlasını ve yine istemektir: "Doğayı, doğal ihtiyaçlara indirgerseniz insan da hayatı değersiz bir hayvan haline gelir. Var olmak için bize azdan çok lazım, anlıyorsun değil mi?" İşte bu "çok", bize yaşadığımızı hissettiren, hayatımızı anlatmaya değer bir hikayeye çeviren şeydir. Öyle ya, hayat hikayelerimiz yarım kalmış, örselenmiş aşklarımızdan ve ket vurulmuş tutkularımızdan ibaret değil mi zaten? Aristoteles'in hatası, sorunun kademeli olduğuna ve yoğunluğu azaltıldıkça tutkuların yönetilebileceğine inanmaktı. Fakat tutku takıntıya dönüşen bir cazibe ya da bağımlılığa dönüşen bir tat değildir. Tutku sonradan ölçüsüz bir hal almaz, en başından beri öyledir. Eğer kontrol altına alınabiliyor, terbiye edilebiliyor, sınırlandırılabiliyorsa o tutku değildir, hevestir.
“Kitabın önsözünde, ortaçağ taş işçilerinin mesleki amentüleri haline getirdikleri şu söz var: “Biz ham kayalara çekiç sallayanlar, gözümüzün önüne daima katedralleri getirelim.”
Yapılan iyiliğin tanınıp tanınmadığın ölçütü, maruz kalanın bundan yararlandığı sırada duyduğu minnettarlık, gözleri parlayarak ettiği teşekkür değildir. Bunu, yeri geldiğinde ödenmesi gereken bir borç saymış mıdır, buna bakma gerekir.
Gence kolaydır iyilik. Toy olana kolaydır. Henüz dünyayla, çevreyle ilişkilerini aile büyükleri üzerinden kurana. Sorumluluğu altında kimsesi olmayana. Varlığını sürdürmesini sağlayacak araçları henüz kendisi elde etmek zorunda olmayıp başkaları sayesinde ayakta durana.