"Gerçeği kabul etmekle gerçeğe boyun eğmek aynı şey değildir. Gerçeği kabullenmek, o gerçeğin doğurabileceği sorunları da çözmeye karar vermiş olmayı içerir. Gerçeğe boyun eğmek ise olduğun yerde saymak gibi bir şey. Gerçeğe boyun eğerseniz o koşullar altında yaşamaya çalışırsınız. Ama gerçeği kabul ederseniz onun getirdiği sorunları çözmek çözüerek yaşamanızı istediğiniz yöne sevk edebilirsiniz. Gerçeği kabul eden, o gerçeğin içinde kendisi olarak yaşamak sorumluluğunu kabul eden kişi olmaktır; gerçeğe boyun eğen ise kendisi olarak yaşamak sorumluluğundan kaçan, koşulların esiri olmayı kabul ederek özgürlüğünden vazgeçmiş biridir."
"Her gün yüzlerce seçim yapıyoruz. Bu seçimlerin sonucunda bir yaşam inşa ediyoruz. Peki nasıl bir yaşam inşa ediyoruz? Bazıları bir gecekondu inşa ediyor, bazıları bir konak. İnşa ettiğimiz gecekondu ya da konak olmasından daha da önemlisi, bu yaptığımız gecekondu veya konağımızda kimin oturduğu.
Biz kendi yaşamımızda var mıyız? Yaşamımızda kendimize olarak yer alabiliyor muyuz? Yaşamında var olmak, kendisi olarak yer alabilmek kolay değil.Her şeyden önce cesaret ister. Bilinç ister.Yaşam sevgisi ister."
"Haftalardır uykuları bozulmuştu, uyanık kalmaktan beter rüyalar görüyordu; nefes alamıyor, özgür hareket edemiyordu, huzurunu, meşgalelerini yitirmişti. İçindeki korku iblisçe peşindeyken ne okuyabiliyor ne başka bir şey yapabiliyordu. Kendini hasta hissediyordu. Kalp atışları bazen o kadar şiddetleniyordu ki, bir yere oturmak zorunda kalıyordu. Huzursuz bir ağırlık, neredeyse canını yakan bir yorgunluğu tüm uzuvlarına yayıyor, ama bedeni yine de uykuya direniyordu. Korku tüm varlığını kemirerek boşaltmış, bedenini zehirlemişti."