Gecenin karanlığında, cırcır böceklerinin gevezeliğine inat, ay ışığıyla dans ede ede akmaktadır Sakarya. Öylesine huzurludur ki, şırıl şırıl şarkısıyla uykuya yatırır bozkırı. Ama onun da bir sabırsızlığı var gibidir, dikkatle kulak verince. Binlerce yıldır aktığı yataktan sıkılmış da taşmak, Eskişehir'e, Afyon'a, hatta İzmir'e akmak ister gibidir.
Akacaktır da.
Ama daha vakti vardır.
-Nasıl gözünüzün içine bakıyorlar, görmez misiniz? Kemal Paşa'nın safına katılan her bir ademin gözlerine aynı böyle bakar bunlar. Onun yanına giden herkes bir ümittir, Cenab-ı Hakk'ın lütfudur. Bilir misiniz, evvelden Payitahttan emir gelirdi harp vakti, biz de salma salardık. Köylü söylene söylene verirdi, vermek istemezdi buğdayını, davarını. Şimdi hepsi üç alıyorsa bir kenara koyuyor 'Mustafa Kemal Paşa harp için isterse' diye.
"İnsan da meyve gibi. Ancak tabiatın verdiği kadar olgunlaşıp büyüyebilirsin bu topraklarda. Tabiat vermezse, kurur, güdük, yoksul kalırsın. Ama lezzeti tohumundan gelir meyvenin. Tohumu, aşısı iyiyse ne olursa olsun lezzeti bozulmaz. Mayası iyi olan insanı hiçbir felaketin bozamayacağı gibi."