Geçtiğimiz yüzyılda gerçekleşen kültür değişiminin en önemli özelliklerinden birisi de ahlâkın ve dinin birbirinden ayrılmasıdır. Din, bireysel ve özel bir konu haline gelmeye başladı: ahlâk da bireysel faziletten çok sosyal adalete öncelik vererek sosyal bir nitelik kazandı. Ahlâkın "sosyal ahlâk" durumuna gelmesinin başlıca sonucu olarak, temel sosyal sorunlar dışındaki sorunlarda, görüş aykırılıklarına karşı toplum daha büyük bir hoşgörü beslemeye başladı (Bottomore: 275). Sosyal normların erimeye yüz tuttuğu bir ortamda hoşgörünün arttığını söylemek doğaldır. Fakat aslında burada yükselen bir değer olarak karşımıza hoşgörü çıkmaz. Yükselen yeni değerler bireyciliğin artması, mutlak bir özgürlük arayışı, diğerleriyle olan ilişkilerde faydacılık ya da kayıtsızlıktır.